Karakterler oldukça çarpıcı: Baş karakterlerden biri olan Alex Volkov “meleğin yüzüyle kutsanmış, kaçamayacağı geçmişiyle lanetlenmiş bir şeytan” olarak tanımlanmış. Bu tür bir karanlık‑çekici arka plan, romantik dram severler için büyük bir artı.
Hikâyede “yasak aşk”, “en yakın arkadaşının kız kardeşiyle ilgilenmek zorunda kalma”, “geçmişin gölgesi” gibi güçlü çatışma öğeleri var. Bu da kitabın dramatik yönünü ve okuyucunun duygusal yatırımını artırıyor.
Baş karakterimiz Mara: Çevre mühendisi olarak çalışıyor ve çok sevdiği akıl hocası Helena’nın mirası olarak bir ev bırakmasıyla hikâye başlıyor.
Bu evin içinde bir sürpriz vardır: Ev sadece Mara’ya değil, Helena’nın yeğeni Liam Harding’e de aittir — yani ev yarı yarıya Mara ile Liam’ın mülkiyetindedir.
Mara, yeni ev arkadaşından (Liam) ilk gördüğü anda etkilenir; ancak Liam’ın bir petrol firmasında avukat olarak çalıştığını ve çevre ile ilgili değerlerinin Mara’nınkilerle çeliştiğini öğrenir.
Mara ve Liam, bu ortak ev durumu altında — yani aynı çatı altında — hem birbirleriyle çatışmak zorunda kalırlar, hem de zamanla birbirlerini tanımaya, anlamaya başlarlar. Bu karşılaşma, Mara’nın ve Liam’ın yarattığı ilk izlenimlerin ötesine geçmesi sürecini içerir.
Baş karakterimiz Sadie Grantham — kadın mühendis olarak çalışıyor ve kariyerinde zorluklarla mücadele ediyor.
Erkek karakterimiz Erik Nowak — Sadie’nin “düşmanı” olarak tanımlanıyor yani aralarında bir rekabet ya da çatışma var.
Olay, Sadie ile Erik’in bir asansörde mahsur kalmasıyla başlıyor. Bu beklenmedik durum, rekabetlerini farklı bir düzeye taşıyor; hem zorluklarını hem de birbirlerine dair hislerini yeniden düşünmeye başlıyorlar.
Sadie, geçmişte ya da ilişkinin başında Erik’e karşı kırgın – kalbi paramparça olmuş durumda. Erik’in büyük bir hatası olmuş ve Sadie onu affetmeye pek niyetli değil.
Ancak mahsur kaldıkları ortamda, birbirlerini gerçek anlamda görmeye başlıyorlar; Sadie’nin ön yargıları ve Erik’in taş kalpli imajı değişmeye başlıyor. Sadie’nin kafasında şöyle bir soru oluşuyor: “Taş kalpli düşmanım göründüğünden daha fazlası olabilir mi?”
Hikâye, İngiltere’de küçük bir kasaba olan Blackdown’da başlıyor. Burada bir kadın ormanda ölü bulunuyor.
Baş karakterlerden biri, Anna Andrews: BBC’de spikerlik yapan bir kadın. Eski yaşamını geride bırakmış, kariyerinde yükselmiş biri. Kitapta bu işin haberciliğiyle bağlantılı olarak Blackdown’a dönüyor.
Diğer karakter, Jack Harper: Blackdown’da görev yapan dedektif. Bu cinayet vakasını araştırıyor. Anna ile Jack ilişkileri var; geçmişleri ve sırları birbirine bağlı.
Olay ilerledikçe, bu cinayet yalnızca bir olaydan ibaret değilmiş gibi görünüyor; Anna ve Jack’in geçmişleri, kasabanın sırları, “ne yaptığını biliyorum” teması etrafında dönüyor.