"Size ne söylememi istiyorsunuz, küçüğüm? Çok gençsiniz ve önünüzde upuzun bir hayat var. Hayatın anlamsız ve daha en başından kaybedilmiş bir savaş olduğunu mu bilmek istiyorsunuz? İnsan sevdiklerini kaybedince en güzel anıların dahi acı verir hâle geldiği mi gerçekten duymak istediğiniz? Bir zamanlar ne kadar şanslı olduğumu; bir gün bile ayrı kalamadığım eşimle, her fırsatta bana uzun şiirler yazan kızımla, esprilerime kahkahalarla gülen oğlumla, kardeşlerim ve arkadaşlarımla mutlu bir hayatım varken bugün yapayalnız kaldığımı mı söylememi istiyorsunuz? Onu benden almadan önce hastalığın, eşimin önce bedenini sonra yüzünü nasıl tanınmaz hâle getirdiğini mi anlatmamı istiyorsunuz? Size, oğlumun üzerine gelen arabanın sesini duymadığını açıklayan polis memurunun sözlerini mi tekrarlamamı istiyorsunuz? Kızımın beni sadece kendi doğum gününde hatırladığını, bütün kardeşlerimin ve arkadaşlarımın vefat ettiğini, artık kimsem kalmadığını mı anlatmamı istiyorsunuz? Eskiden bir insanın yapayalnız ölebileceğini aklımın almadığını, böyle bir şeyin asla benim başıma gelmeyeceğini, bunun imkânsız olduğunu sandığımı mı söylememi istiyorsunuz? Etrafım sevdiklerimle öyle doluydu ki... Bütün bunları gerçekten bilmek istiyor musunuz, Julia? Ama ben bütün bunları bilmenizi istemiyorum. Ben gülmeyi ve sizi de güldürmeyi tercih ediyorum. Neden biliyor musunuz? Çünkü hayat çok komik bir hikâye. Öyle olmasa sonu bu kadar saçma olur muydu?