"Bırak kendinle cebelleşmeyi. Çöz hatıralarının zincirlerini. Bırak aksınlar. Sen sadece dur ve düşün. Ama hakkını vererek düşün. Sadece aklınla değil, kalbinle de düşün."
Zira o zamanlar, kaçmaya başlayıp kaçtıkça daha çok korkan tavşan misali, yeryüzündeki birçok tedirginliğin, aslında insanoğlunun kendi kendine uydurduğu, taşıdıkça ağırlaşan hayali ve mesnetsiz prangalardan ibaret olduğunu anlayamayacak kadar toydu...
"Unutmak diye bir şey yoktur! Ne kadar debelensen de sadece unuttuğunu zannedersin ve unuttum dediğin şeyler zaman gelir kılık değiştirerek çıkar karşına. Yumurtadan çıkan kuşlar gibi ruhunu delik deşik ederek çıkarlar hem de. Şunu iyi anla: Unuttum diyen biri, kendini ömrünün sonuna kadar aynı şeyi tekrar ve tekrar yaşamaya mahkûm etmiştir sadece, o kadar!"
... Kadın yine "Peki sen ne yaptın?" diye sorarsa, bu sefer, yıllar önce yaptığı gibi gözlerini zavallı bir suskunlukla yere devirmek yerine dolu dolu bakmak ve dolu dolu bir hikâye anlatmak istiyordu. Sonu hazimetle bitmiş bile olsa...