hayatımda okuduğum en gereksiz kitaplardan biri oldu. Başlarken tarikat, gerilim, tuhaflık gibi iddialı bir vaadi vardı ama kitap ilerledikçe anladım ki bütün bunlar sadece süs. Kitabın tamamına yakını Samantha’nın iç monologlarından ibaret ve bu monologlar karakteri derinleştirmek yerine beni boğdu. Bu kadar uzun uzun iç ses yazıyorsan okurun karakterle empati kurabilmesi lazım ki iç dünyası ilgi çekici olsun. Ama Samantha ile empati kurmak mümkün değil. Onun travmalarına, tepkilerine, kurduğu sahte diyaloglara bir noktadan sonra sabır kalmıyor. Dış dünyadan kopuk, sürekli kendi kendine konuşan bir karakter yaratıp bunun üstüne bir kurgu kurmaya çalışmış yazar ve sonuç tam anlamıyla çuvallama yani.
Kitabın kült/tarikat tarafı da aynı şekilde bir balon. Yazar bir topluluk, bir ritüel, bir tuhaflık varmış gibi göstermiş ama en ufak bir motivasyon, en ufak bir mantık yok. Gizem yaratmaya çalışıyor ama aslında ortada gizem de yok, çünkü gizem için önce bir temel gerekir. Bunlar sadece orada varlar, böyle acayip bir şey var ortada kafanızda canlandırın işte diye bırakılmış gibiler. Bir topluluğun ya da tarikatın gerçekten korkutucu olabilmesi için neden, amaç ve yöntemleri olmalı. Bu kitapta bunların hiçbirini göremiyoruz.
Korku ve gerilim kısmı zaten ayrı bir rezalet. İnsanların “çok rahatsız edici” ya da “korkutucuydu” demesine gerçekten şaşırdım. Çünkü gerilim denen şey yalnızca tuhaf imgelerle kurulmaz. Tehdit hissi yok, artan bir tempo yok, atmosfer yok. Bir şeyin korkutucu olabilmesi için bilineni tehdit eden bir bilinmeyen gerekir. Burada tek gördüğümüz şey Samantha’nın bitmek bilmeyen zihinsel gevezeliği. Eğer bir okur bundan gerildiyse, o kişinin hayatında en ufak bir korku-gerilim eseriyle bile karşılaşmamış olduğunu düşünüyorum.
Kitap hakkında yapılan