Xezal çelik

Xezal çelik
@Xezal0
ÖZEL EĞİTİM ÖĞRETMENİ
Puan vermedi
Patrick Süskind’in Koku romanı, okuduğum en tedirgin edici ama bir o kadar da büyüleyici kitaplardan biri. Süskind, bir insanın yalnızca “koku alma duyusuyla” değil; kokuların yarattığı takıntılarla, saplantılarla ve varoluş sancılarıyla nasıl dönüşebileceğini ustalıkla anlatıyor. Romanın merkezindeki Jean-Baptiste Grenouille, belki de edebiyatta yaratılmış en özgün ve en rahatsız edici karakterlerden biri. Dünyaya kendi kokusu olmadan geliyor; bu sadece fiziksel bir eksiklik değil, kimliksizliğin, var olamamanın, fark edilme arzusunun sembolü. Grenouille’nin kokuları algılayış biçimi büyüleyici kadar ürkütücü, insanları birer koku kaynağı olarak görmesi insanlıktan kopuşunu her sayfada daha belirgin hâle getiriyor. Romanın asıl çarpıcılığı ise Süskind’in bizi Grenouille’ye ne kadar tiksinsek de tamamen yabancılaşamayacağımız bir mesafeye yerleştirmesi çünkü hepimizin içinde biraz fark edilme isteği, biraz varoluş çığlığı var; Grenouille bunu sadece korkunç bir yoldan yapmayı seçiyor. 18. yüzyıl Fransa’sının kokuyu neredeyse elle tutulur hale getiren tasvirleri romanın en güçlü tarafı; çürümüş sokaklar, kalabalık pazarlar, deri atölyeleri, çiçek bahçeleriyle Süskind sanki sayfanın dışına taşan bir dünya kuruyor. Roman kimlik arayışı, güzellik ve kötülüğün çarpık ilişkisi, takıntı ve saplantı, görünmez olmanın dayanılmaz ağırlığı gibi temaları başarıyla işliyor. Grenouille’nin kusursuz kokuyu elde etme yolundaki gaddarlığı insanın bir ideali uğruna neleri feda edebileceğini gösterirken okura ürpertici bir ayna tutuyor. Romanın finali ise Grenouille’nin tüm hikâyesi boyunca biriktirdiği karanlığın tek bir anda patlaması gibi hem şok edici hem de hikâyeye mükemmel şekilde oturan bir kapanış sunuyor. Kısacası Koku, duyular, saplantılar ve insan ruhunun karanlık kıyıları
1000Kitap
KokuPatrick Süskind · Can Yayınları · 198727,3bin okunma