Yol uzun, güneş sıcak, ay uzakmış...
Başını kaldırmış şövalye, “Ne garip,” demiş, “aradığım yıldız, yolumu aydınlatan güneş... Ne garip, gece olacak.
Aradığım hâlâ yıldız, yolumu aydınlatan ay.” İçini çekmiş.
"Ey güneş,” demiş, "ey ay... Sen olsaydın aradığım, düşer miydin yedi dağ öteye? Yoksa kavuşmak olur muydu senin gökyüzünde doğuşun. Söyle bana, kavuşmak dokunmadan olur mu?
Her dokunan kavuşur mu?"
Panikle kılıcımı fırlatıp iki elimle ağzımı kapattım. "Ah prensim! Yanlışlıkla oldu, çok özür dilerim!" diye bağırarak Eryx'in yanına çöktüm. Yaraladığımı zannettiğim yere baktım. Gömleği bile zar zor yırtılmıştı, bir kedi tırmalasa daha fazla canı acırdı. Eryx Gerçekten de çok dramatik bir insandı ve onun kocam olacağına inanamıyordum.
Saçlarını okşayarak bedenini kucağıma çektim. "Lütfen canınızın acımadığını söyleyin!" diye bağırdım prense sarılarak, ardından öpecekmiş gibi eğildim. Dudaklarım kulağını buldu. "Bir daha beni küçük düşüren tek kelime edersen dilini kökünden koparırım."
Kafasında bir taç yoktu. Buna baktığımı fark ettiğinde özgüvenli bir gülümseme takındı.
"Bende nadiren görürsün, dik durmak için bir taca ihtiyacım yok. "
Faydalı ve verimli çalışmalarla zamanları değerlendirilmeli daha da önemlisi kitaplarla arkadaşlık kurdurulmalıdır. En önemlisi bu olsa gerek. Çünkü kitapların dostluğu sadakat ve muhabbeti günden güne artan sevgi selinden başka bir şey değildir.
Hayatımızı ve özellikle gençlik çağlarımızı verimli kılacak en önemli varlık kitaplardır. Keşke hayatımız kitapları arasında dolaşmakla ve mürekkep izlerinde fikir arama telaşıyla geçse. Bu ne güzel hayal, bu ne güzel bir arzu ve ne güzel bir duadır.