Bir ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza, hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu... Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya, -ruhumuzla yaşmaya- başlıyorduk.
Bir kitabı okurken geçen iki saatin ömrümün birçok senelerinden daha dolu, daha ehemmiyetli olduğunu fark edince insan hayatının ürkütücü hiçliğini düşünür ve yeis içinde kalırdım.
"Şuna dikkat edin ki, benden herhangi bir sey istediğiniz gün her șey bitmiş demektir. Hiçbir șey anlıyor musunuz, hiçbir șey istemeyeceksiniz... Sonra meçhul bir düşmanıyla kavga ediyormuş gibi hırçın bir sesle devam etti: "Dünyada sizden, yani bütün erkeklerden niçin bu kadar çok nefret ediyorum biliyor musunuz? Sırf böyle en tabii haklarıymış gibi insandan birçok şeyler istedikleri için... Beni yanlış anlamayın, bu taleplerin muhakkak söz haline gelmesi şart değil. Erkeklerin öyle bir bakışları, öyle bir gülüşleri, ellerini kaldırışları, hülasa kadınlara öyle bir muamele edișleri var ki... Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvendiklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepler reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek, küstahça gururlarını anlamak için kâfidir. Kendilerini daima bir avcı, bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat et-mek, istenilen șeyleri vermek.... Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir șey vermeyiz... Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum. Anlıyor musunuz? Sizinle, bunun için dost olabileceğimizi zannediyorum. Çünkü halinizde o manasız kendine güvenme yok.. Fakat bilmem....Ne kuzuların ağzından vahşi kurt dişlerinin sırıttığını gördüm..."
"Berlin'de yalnızsınız değil mi?" dedi.
"Ne gibi?"
"Yani... Yalnız işte... Kimsesiz... Ruhen yalnız... Nasıl söyleyeyim...
Öyle bir haliniz var ki..."
"Anlıyorum, anlıyorum... Tamamen yalnızım. Ama Berlin'de değil... Bütün dünyada yalnızım. Küçükten beri."
"Bende yalnızım..." dedi. Bu sefer ellerimi kendi avuçlarının içine alarak: "Boğulacak kadar yalnızım." Diye devem etti, "hasta bir köpek kadar yalnız..."
Bir müddet sustuk... Kafamın içinde ona söylenecek uçsuz bucaksız şeyler bulundğunu hissediyordum, senelerce söylense bitmeyecek şeyler... Fakat hiçbiri şu anda aklıma gelmiyor.