Günlerce uyuyakalıyordum, ve, uykudan kalkıp uyanınca, en hüzünlü düşleri görmeye devam ediyordum. Olgunlaşmıştım ölüm için, ve tehlikeli yoldan güçsüzlüğüm beni dünyanın öbür ucuna, karanlığın ve kasırgaların yurdu (Kimmeri'nin)* sınırlarına götürüyordu...
*(MÖ 8. yüzyılın büyük olasılıkla Hint-Avrupa kökenli oldukları varsayılan göçebe ve savaşçı bir ulustur)
"Ne yazık! Artık hayata hiç bağlanamıyorum ve eğer yaşarsam, yorgun yaşamaya alıştım... Dayanılmaz iklimlerde saçma olduğu kadar şiddetli üzüntülerden ölüp ölüp dirilmeye alıştım. Keşke bu hayatta, birkaç yıllık gerçek rahattan yeterince, gerektiğince tad alabilseydik! Hele şükür ki böyle bir hayat yanlız burda, ve bu çok açık, çünkü bu dünyadan daha büyük sıkıntılı bir başka hayat düşünemeyiz."
–Ama ruhumun uyuduğunu görüyorum.
Hiç olmazsa şu andan itibaren sürekli uyanık olsaydı, çok yakında hakikate ulaşırdık, belki ağlayan melekleriyle bizi çepeçevre kuşatan!...–Şu ana kadar uyanık kalmış olsaydı, zararlı eğilimlere boyun eğmiş olmazdım, kadim/hatırlanamayacak kadar eski bir zamanda!.. Ruhum sürekli uyanık olmuş olsaydı, tam bilgelik içinde dolaşırdım deryada dolaşır gibi.
Ey saflık! saflık!
İşte bu uyanıklık anıdır ki verdi bana saflık düşüncesini! –Ruhla gidilir Tanrı'ya!
Yürekleri parçalayan bahtsızlık!