Böylesi bir ruh, özgürlük adına ve uğruna ,daha çok uzaklaşacak kurtulus adına adeta bir daha kurtulamaz hale gelecektir. Özgürlüğü tutsaklık sanacak, tutsaklığı özgürlük. Yamuk bir adeseden bakmaktadır o dünyaya doğru olanı yamru yumru eğri, eğri olanı dümdüz görecektir. Ebedi ve ezeliği Allah'a teslim olmayı bir tutsaklık sayacaktır da aslında hayatları bir zavallılık ağıyla örülü bir takım kişileri tanrıymışlar gibi tapacak ve bunu özgürlük,eşitlik diye nitelendirecektir. Tarihin derinliklerine kök salmış bütün bir insanlık medeniyetler tarihini şah damarından, kalbinden ve en alt tabakalarından izlemiş verimlendirmiş olan din vakıasını batıl inanca indirgemekle acele edip, hemeninden daha dün doğmuş, eksiklikler ve ilişkilerle dolu sığ ve çürük ideolojiler onların devrimlerine, ebedi hakikatlermiş gibi sarılmayı ve özgürlük atılım mı diye kimliklendirecektir.
Dışın kuvveti değil iç'in zayıflığı tehlikeli insan için en büyük risk yine kendisidir insan ruhu sağlam olduğu ölçüde dışa dayanıklı olabilecek işten çürümesi oranında da dıştan gelen tesirlerin Samyeli ile kuruyup dökülecektir. Demek ki asıl korkulacak şey, dıştan gelen ölüm salvoları değil ruhun ölümüdür.O halde bilinmelidir ki çöküş temelden ve köklüdür yüzeyde kalmaya mahkum düzeltmeler ve düzelmeler çare değildir.
Asıl ter, ruhların döktüğü terlerdir beden nasıl terleyerek içindeki Kirli ve zehirli maddeleri dışarı atıyorsa ruhlarda çile terlemesi sonucunda içteki kıskançlık
,Şöhret düşkünlüğü puta ve dünyaya taparlık, maddeye değer verme, gurur gibi kötü duygu ve düşünceleri duyarlılık sapıtmalarını benlik sanrılarını dışa atar. Ruh bu terleyiş sonunda arınır.
Emeksizlik hareketsizliği hareketsizlikte ölüme götürür alın teri ise dirilişe. Diriliş eri bir alınteri adamıdır. O alnının teri ile gelmeyen her nesneden şüphelenir.