Mehmet Zülfü Yarcel

Mehmet Zülfü Yarcel
@Yarcel
“Vuslat” “Pencere” “Beyaz Şapkalı Kadın” kitaplarının yazarı…
“Zaman, hiçbir şeyin ilacı değildir; sadece alıştırır her türlü acıya yavaş yavaş.”
İnsan ve Hayat
Reklam
ALIŞIRSIN ZAMANLA! Zaman, insanın en büyük teselli aracıdır ömrü boyunca. Her türlü acının üstesinden onunla gelmeye çalışır. Gücünün tükendiği yerde her şeyi zamanın kendi akışına bırakır ve sabırla bekler. Bir dua gönderir göğe doğru, onun kabulü için zamanın eteklerine tutunup bekler. Derin yaralarının kapanıp kabuk bağlaması için zamandan yapılmış bir merhem kullanır. Bir gurbetin vuslata ermesi için zamanın elinden tutarak bir yolculuğa çıkar. Toprağa atılan bir tohumun filizlenmesi için yağmura bulandırır zamanı. Tabi ki zamanı da yalnız başına kullanmaz insanoğlu, onun sabırla harmanlaması gerekir. Sabır olmazsa zaman tek başına acı bir tat bırakır damakta. Zamanın acımasızlığına sabrın verdiği güçle karşı konulabilinir. Zamanın neler getireceğini beklerken sabırdan örülü bir hırka alırız üzerimize. Bekleme gücümüz tükendiğinde ona sıkı sıkıya sarılır ve derin bir nefes alırız. Sonra bir bakmışız her ne ise sonuç, onu da kabullenmişiz. Sabır ve zamanın yanına bir başka dost da eklenebilir: unutmak! Belki de insanoğluna verilmiş en büyük hediye! Her şeyin sonunda zaman geçer, acılara alışılır ve fark edilmeden çoğu unutulur. Yoksa onların biriktiği bir yürek, acıdan nefes alamaz olur ve sonunda bir köşede yığılıp kalır. Unutmak da aniden olmaz, zamanın attığı her adımda yavaş yavaş, azar azar olur. Önce alıştırır zaman, sonra unutturmaya başlar küçük adımlarla. Parça parça silinmeye başlar izleri acıların… Hayata tutmak için ihtiyacımız olan şeylerin başında, umut ve hayallerimiz gelir. Hayaller kurarız hiçbir sınırlamaya maruz kalmadan kendi dünyamızda ve onun gerçekleşmesi için elimizden gelen çabayı gösteririz, bu çabayı gösterirken de umudumuzu yitirmemeye çalışırız. Ne yaparsak yapalım, ne kadar umut edip ne kadar çabaşarsak çabalayalım her şey dönüp
Edebiyat
“Sözlerin bir anlam taşımadığı bu dünyada sükût, bir haykırıştır aslında.”
İnsan ve Hayat
İNSANLIĞI YİTİRİRKEN! Mevsimlerden sonbahar, peki içimizdeki ayazın sebebi ne?.. Koca bir boşluk var insanlığın kalbinde. Bunun sebebi inanç eksikliği de olabilir vicdan yoksunluğu da olabilir. Hakka inanmayanda da vardır elbet bir inancın kırıntıları. Adının ne olduğu önemli olmasa da mutlaka kendine yer bulmuştur bir düşüncenin kıyılarında çünkü hiçbir şeye inanmadan yaşanmaz bu dünyada. Peki vicdan eksikliği? Bunun yerini dolduracak herhangi bir şey yok hayatta ya da onun yerine koyduklarımız iğreti durdu. Vicdandan yoksun olan bir kalp; bir organdan öteye geçmez, seni hayata bağlar ama insan yapmaz. Vicdan taşıyan bir kalp ise “yürek”e dönüşür ve diğer canlılardan ayırır insanı. O zaman yapılan eylemler, ortaya konan söylemler bir anlam kazanmaya, toplumda değer görmeye başlar. İnsanı insan yapan değerler her toplumda vardır ve çoğu da ortaktır, onca mesafeye rağmen aynı değerlerin farklı coğrafyalarda insanı yücelttiğini görebiliriz. Hoşgörü, saygı, merhamet gibi daha onlarcasından sayabileceklerimiz var. Dikkat edersek bu değerlerin her biri soyut ifadelerdir, maneviyata anlam katan ve onu yücelten değerlerdir. Bunların yerine dünyaya dair nimetleri yerleştirdiğimizde insanlığımızı yitirmeye başlarız. Sadece karnını doyurmak için gün boyu mücadele veren ve nefsanî duygularla yaşayan bir hayvandan farkı olmalı insanın. Tarihe dönüp baktığımızda hiçbir dinî inanış insanı değersizleştirmemiştir, bunun yanında ondan daha yüce bir varlık da tanımamıştır yaradandan başka. Yaradanın yeryüzündeki halifesi olarak görmüştür fakat bunları da sömürü aracı olarak kullanan ve insanları hayata bağlayan en önemli düşünce olan inancı kendi dünyevi çıkarları için kullanan ve istismar edenler her zaman çıkmıştır. Her dönemin bir “firavun”u vardır ancak onun karşısına mutlaka
Filistin