Fakat bunda kuvvet veren bir hal vardı; müphem, uzak, uzak bir kurtuluş ümidi gibi bir şey, sanki bu öksüz ve biçare ruhlar için birbirinin bakışlarının derinliklerinde bitmiş hayatlarının tedavisi var gibi bir şey..
Ben seni ne kadar sevdiğimi başka kadınları gördüğüm zaman anlıyorum. Bazen rastlayıp hatta senden güzel bulduğum kadınlara bakıyorum da kendi kendime hiçbirisi senin kadar, senin gibi sevemeyeceğime yemin ediyorum. Sende bir şey var, öyle bir şey ki hiçbirinde rastlamadım...
Evet, kaçmalıydım, kaçmalıydım!" diye yumruklarını kafasında sıkıyordu. Ve şimdi yalnız ondan değil, kendinden de kaçmak lâzımdı; zira, ondan kaçmakla kendini ateşten kurtaramayacağını görüyordu, nereye gitse, ne yapsa bunun mümkün olmadığını, onu unutmak için bir çok günler ve geceler böyle uykusuz, ateşler içinde, acı çekerek yaşamak zorunda olduğunu, hele bundan sonra ondan uzak, bin esef, bin azap içinde köpekler gibi sürüneceğini düşünerek, "Cezadır, ah, cezadır!" demek istiyor, fakat önünde hayatı ancak ölümle kurtulmak mümkün olan bir işkence gibi görünüyordu.