Yıllık izni biraz terasımda, biraz kütüphanede geçirdiğim şu günlerde mesainin başlamasına henüz 72 saat varken, Baragan’ın Dikenleri en ince yerlerime bata bata, ısırganotu gibi yaktı. Bu yakışla ağır ağır boşalan göğsümün dışında hiçbir şey hissedemedim.
Benim için okumaya değer gördüğüm her kitap zihnimde kült bir müziğe eş değerdir. Bu öyle bir bütünleşme halini alır ki, bir sayfadan sonra kafamda çalıp elimdekinin peşi sıra sürüklenir. Manon Lescout’un Bahar Valsi, Dostoyevski’nin The Barber Of Seville’sı varken, Panait Istrati’ye de zıt coğrafyaların kaderi Farid Faryad’ın Sangeh Khara’sı düştü.
Istratı Romanyalı, ana dili olmamasına rağmen Fransızca'yı sözlükten öğrenmiş ve bütün eserlerini Fransızca kaleme alacak kadar da cesur bir yazar. Samuel Becket, Vlademir Nabokov gibi.
Istrati, Rusya’ya gidene kadar Komünist.
Bundan öte, politik mücadelenin dünyada bir şeyleri değiştireceğine o kadar inanmıyor ki, bu yüzden İNSAN kavramı ile çığır açmış. Arkadaşlık, koşulsuz sevgi bunlar bizim olan, bildiğimiz dilde, seyrediyor ince ince yıllarca birlikte yediğimiz ekmeği birlikte yoğurduğumuzdan sebep. E biliyorsun, ısmarlanmıyor ki böyle şeyler.
Gelelim Baragan’ın Dikenleri’ne;
Istrati, 1900 yıllarda Romanya’nın köylerinde yaşanan yoksulluğun derinliğini anlatırken, aslında bütün Balkanların hatta Türkiye’nin köylerinin de benzer acılarına, dertlerine ses getiriyor. Bunu yaparken Yaşar Kemal’in İnce Memed’ine, Maksim Gorki’nin Pavel’ine kafa tutuyor, küçücük Matake’siyle.
Matake, babası ve annesiyle Romanya’nın Yalomitsa köyünde geçimlerini balıkçılıkla sağlayan bir ailenin erkek çocuğu. Bütün hikaye Matake’nin gözünden anlatılıyor. Çocukluğu yoksullukla pençeleşmiş çocukların büyüdüklerinde ince ruhlu olduklarına olan inancım Mateke’yle bir kez daha