Ebu Ubeyde'nin ağzından kanlar boşalıyordu. Kırılan iki dişinin yerleri kanıyordu. Ama bu, onun hiç de umrunda değildi. Onun umrunda olan tek bir şey Allah Resûlü'ne (sav) ızdırap veren o halkaların çıkarılmasıydı.
"Biz Resulullah'ın (sav) yanında oturuyorduk. O, ayın on dördündeki aya baktı ve: 'Şüphesiz ki sizler, bu ayı gördüğünüz gibi Rabbinizi göreceksiniz ve onu görmekte kalabalıktan dolayı sıkıntı çekmeyeceksiniz.' diye buyurdu.
Neydi Yûsuf'u Yûsuf yapan? Allah vergisi bir güzellik, iradenin hakkını vererek Züleyhalara "dur" diyebilen bir iffet... Yani cemal ve iffet... İşte her kim bu ikisinin hakkını verirse hangi çağda yaşarsa yaşasın, adı ne olursa olsun, hatta cinsiyeti ne olursa olsun Allah'ın izniyle o Yûsuf'tur, çağın Yûsuf'udur.
Başta İbn Abbas olmak üzere, birçok sahâbî bu ayetin Suheyb hakkında nâzil olduğunu söylerler.
...
"İnsanlardan öyleleri de vardır ki Allah'ın rızasını kazanmak için candan ve maldan vazgeçerler, nefislerini satarlar. Allah da böyle kullarına karşı çok merhametlidir."
(Bakara sûresi 207.ayet)
(Medineye hicret edebilmek için müşriklerden kaçabilmek, Efendimiz'e (sav) kavuşmak uğruna tüm mallarını onlara vermiştir.)