Herkese merhaba, kitabımızla kavuşmamızla bitirmemiz bir oldu diyebilirim.
Konusu
Luzia vampirlerle insanların bir arada yaşadığı yeni düzende, dünyanın öteki ucundaki ıssız bir şatonun müzesinde çalışmaya başlar. En yakın arkadaşı ve onun vampir sevgilisiyle sakin bir hayat yaşarken şatonun asıl sahibi ve tarihin en eski vampirlerinden biri kasabaya döner.
Asla dinmeyen kalp ağrıları ve vampir kanı bağımlılığı ile mücadele eden Luzia’nın artık daha büyük bir sorunu vardır. Sidra Dekalton’un dönüşü eski bir sandık gibi korkunç sırları ortaya çıkarır. Hayatını cehenneme çeviren gizemin kaynağını araştırırken Luzia’ya, kalp atışlarının bile kime ait olduğunu sorgulatır
Yorumum
Uzun zamandır güzel bir vampir kurgusu olmamasından yakınıyordum. Resmen bu kitap bana ilaç gibi geldi. Zaten Nagi’nin kalemini de oldukça seviyordum. Bu yüzden kitabın dili oldukça akıcıydı diyebilirim ayrıca evrene adapte olurken de zorlanmıyorsunuz.
Kitabın içerisinde Luzia ve Sidra’nın atışmalarlarını okumak çok eğlenceliydi. Bir yandan Sidra’nın hem ondan nefret ettiğini hem de ona kıyamadığını okuyorsunuz. Dürüst olmak gerekirse bazı yerlerde benim bile kalbim kırıldı Luzia’nın nasıl kırılmasın?
Kitabı ilk okumaya başladığınızda Luzia’nın geçmişini o kadar çok merak ediyorsunuz ki, yani diyorsunuz bu kadın ne yapmış olabilir bu adama. Bir de bazı gerçekleri bildiği halde asla açıklamayan dostumuz Reyna’nın sevgilisi Vaha var. Ayrıca denk geldiği için belirtmek isterim ki Reyna ve Vaha’nın hem ilişkilerini hem de arkadaşlıklarını okumak gerçekten zevkliydi. Ben beğendim.
Kitabın sonlarına doğru Daren ve Nova’yı okumakta çok güzeldi. Zaten Ejderha ve Yıldız’da bu sahneyi okumuştuk ama tekrardan okuyunca onları ne kadar özlediğimi fark ettim. Birazcık duygu seli.
Kitabın sonundaysa gerçekten