"Hiçbir zaman tam anlamıyla "sonra" olmaz. Tam anlamıyla oturulup konuşulmaz. Sanki bize sonsuz bir hayat bağışlanmış gibi yaşayıp, zamanı hoyratça harcayıp tüketiriz. Ve öyle bir geçer zaman ki günün birinde oturmaya, konuşmaya karar verseniz bile, bir de bakarsınız ki ya konuşacak kimse kalmamış ya da konuşulacak şeyin anlamı kalmamış. Geçip giden ömrün arkasından el sallarız. "
"İnsanlar ne çok konuşur.
Alınlarındaki kırışıklıklarla,
Dudaklarının kenarlarındaki kıvrımlarla,
Şişen, genişleyen şah damarlarıyla,
Çöken omuzları ya da dikleşen omurgalarıyla.
En çok da susuşlarıyla, bakışlarıyla…
Gözler, ne kadar da gevezedir.
İnsan ruhunun kapılarıdır onlar.
O kapılardan içeri girmeyi bilenler,
Cenneti ve cehennemi görürler.
Gözlerden ruhlara girip çıkmayı daha çocukken öğrendim ben."