Abdullah Altunkup

Abdullah Altunkup
@Yazar_32
SESSİZLİĞİMİ HİSSİZLİK ZANNETME DÜNYA!
Memur
Ön lisans
Eğirdir
Sütçüler, 26 Kasım 1984
9 okur puanı
Mart 2023 tarihinde katıldı
SESSİZLİĞİMİ HİSSİZLİK ZANNETME DÜNYA!
Reklam
Ruhunuzun derinliklerinde şiirsel bir yolculuğa çıktınız mı hiç? Ya da ruhunuzu bir köşe başında bırakıp ceketinizi alıp gittiğiniz oldu mu? Kapı aralığından sessiz ve hüzünlü bakan ruhun ıstırabı zemheri soğuğu gibi işledi mi içinize? Ya da boş ver deyip bedeninize ehli keyif yaftası mı taktınız? Ya da bedeninizin vurdumduymaz gidişine ruhunuzun takatinizin yetip yetmediğini kendinize itiraf ettiniz mi? Hangi bedeni haldesiniz? Mecnun gibi çöl sıcağında aşk mı arar ruhunuz? Ferhat’a özenip demir kayalara küçük bir keski ile çentik mi atmakta bedenin? Her saniye yolcudur değil mi ruhile beden? Yolculuk iyi gelir canlıya. En çok da insana. Uzun yolculuklar yapmak gerek. Bedenin tabanlarını şişirmek, ruhun işe düşleyerek dizginlemek gerek. En güzel yolculuklar adımların ritmik akışında gizlidir. Her adımda bir hülya. Her adımda bir hayal. Ruhun yolculuğu binlerce gizem. Bazen bedene ağır ağır gelir beden ile gezinen ruhun ağırlıkları. Taşımak için harcadığı çaba ile omuzları nasır tutar. Bazen ruha ağır gelir beden. Bazen bedene ağır gelendir ruh. Bıktım senden ve tasalarından deyip avazı çıktığı kadarı ile sesiz bir çığlık atar boşluğa. Ayak çiğ ile kaplı toprağa buse kondurdukça çıkan sesten bile rahatsızlık duyar ruh. Sus der. Sessiz ol der ama dinlemez beden. Bodoslama adımlar patika yolları. Küçük bir serçenin şarkısına sessiz ama içten eşlik etmenin tadına doyum olmaz. Ruh romantizm ister, beden realistlik. Biri sararmış yaprağa onlarca anlam yüklerken diğeri basar geçer. Kıyasıya bir mücadelede kazanan her zaman ruh olur. Ruh, şiir dinlemek ister. Beden divane amele; ay ışığında yolunu bulmaya çalışırken ruh yakamoza dikkat kesilir. Bilir ki ayın şiiri yakamoz, ilham kaynağı ise güneşti. En büyük şair belli zaten. Beden, her mevsim iaşe derdinde, ruh öyle mi?
Dünyanın dört bir tarafında oluk oluk kan akıtılırken kalemizden bari kan damlamasın olmaz mı diyerek aslında en son cümlemi neden en başta kullama kararı aldım bilmiyorum. Bunun nedeni sonuna kadar okuma alışkanlığı edinememek ya da yazanın sıkıcılığı olabilir mi acaba? Cevabı sizlere bırakırken affınıza sığınarak laf kalabalığı yapmaya devam ediyorum. Bir saniye sonrasında nelerle karşılaşacağımız hakkında en ufak bir ip ucumuz olmamasına rağmen bunca plan da neyin nesi diye hiç sordunuz mu kendinize? Düne tövbe et, bugüne tefekkür, yarına yarın olunca bakarız bakış açısı en doğrusu olsa gerek. Cüz-i iradeye sahip insanın hayal ettiği her şeyi başarabileceğini, arzuladığı ne varsa ulaşabileceğini zannetmesi yaratılış gayesine isyan değil midir? Herkes heybesine nasibi kadar erzak koyabileceğini ne zaman idrak edecek kim bilir? Her konuda, her alanda güçlü olması gereken bizler neden edebiyatta ağıt yakmak, ekonomide fakir edebiyatı yapmak, sanatta yıkık binalar resmi çizmeye mahkumuz hiç merak ettiniz mi? Özümüzü kaybettiğimiz için olabilir mi? Arabesk şarkılar dinleyerek, açlıktan son nefesini vermek üzere bir çocuğun başında bekleyen akbabanın resmini çekerek bir adım daha ileri gidemeyeceğimizin ne zaman farkına varacağız. İnsan, insanlıktan çıkınca şeytanın dudağını uçuklatır. Her şeyin geçici olduğunu imam pamuğu tıkadığı zaman bile anlamayacak kadar bağlanmamak gerek dünyaya. Bir otobüs durağında beklemek kadar bir süreden ibaret olan dünya sağ, sol, ön, arka, yer ve gök arasından sonsuz gözükür ama bu tam bir kandırmacadan ibarettir. Çölde serap görmekle aynı his diyebiliriz bu duruma. Öyle çok şey isteyin hayattan. Cennette genel müdür olma hayalimiz falan yok. Küçücük bir köşede yer bulabilirsek ne ala. Özümüz ham toprak iken çamurlaşmadan kapama düğmesine
Cam kırıkları ile ovaladığımız kalpleri basit bir yara bandı ile tedavi etmeye yeltendiğimiz anda davayı kaybettik biz. Hakim, savcı ve avukat iddia makamından yana savunma yapmak fayda etmez artık tabi yüzümüz varsa. Yaralamak kolaydı. Yaraladık ama hiçbirimiz pansuman yapmayı akıl edemedik ya da işimize gelmedi. Kürsüye asabice inen adil çekiç ile kırılan kalem aynı görüşteydi. Bedenleri hapsederek ruhunun ıslah edilemeyeceğini yaz kızım demedikçe devirsiz döner bu çark diye not düşmek gerek bir yerlere. Kanayan yaraya tampon yapmak yerine yarayı genişletmek için ellerimize kama, ruhumuza kelepçe, vicdanımıza cesaret hapı yutturduk. İşin garip tarafı kaybettiklerimizi kayıt altına almayı bile unutup üzerine kalın betonlar döktük. Son zamanların mezar adetleri misali içine girdiğimiz çukurdan çıkılması imkansız bir hal alsın diye. Denklanşöre mutlu anları kaydetmek için basmadıkça felaha eremeyeceğimizi okuduk, okuduk ama bir türlü anlamayamadık. Eline silahı alan etiği şehadet parmağına emanet etti fakat kontrol eden kirlenmiş zihni mübtezelin tekiydi. Bilincini kaybetmiş mankurt bir akılla gezinen insanların vahşet şiirleri ile sözüm ona mest olan diplomalı cahiller beyhude işler müdürlüğüne soyundu. Tabi sadece soyunmakla kaldı. Uyuyakalarak unutmak özürdü ama bile isteye kör bıçağı sol yana saplamak kalleşliğe kafa tutsa da mertliği saklamak zorunda kaldığımızı hiç aklımıza getirmedik. Şu kavanoz dipli dünyada zaten hayvanları görmezden geldik hatta yok saydık. Cana ne mi yaptık. Kanayan yarasına tuz bastık. Çöl sıcağında serabın üzerini kum ile örtmeyi uyanılık zannettik. Rüyayı kabusa dönüştürüp, hülyayı sis bulutu ile kapladık. En önemlisi de gerçeği pembeye boyayıp, acıya perde çekip yüreği kanayanlara inat paşalar gibi uyuduk veya da uyutulduk. Gözyaşı
ÖZÜR DİLERİZ! Öğretmenim, inanın bizler tebeşir tozuyla yoğrulup kara tahtaya adını yazdığımız anda yaşıyoruz hala. Küçücük yüreklerimize altın harflerle kazıdığınız en güzel yıllarımızın tadı hala damağımızda geziniyor. Bizler sizin en kıymetliniz olarak kalmak istiyoruz, lütfen merhametinizden nasibini almayan biri için bizi tebessümüz bırakmayın olur mu? Şunu bilin ki birileri çıkıp onca sevginin, bir o kadar da saygının tam ortasına hançeri saplayıverdi ya bizler de öğrencileriniz olarak sizlerle öldük. Öğretmenim, kalbimize ektiğiniz sevgi tohumuna yeteri kadar bakım yapamadığımız, hak ettiği kadar sulayamayıp çoraklaştırdığımız, ayarı kaçırıp çamurlaştırdığımız için tüm siyah önlüklüler adına özür dileriz. Öğretmenim, bizi affedin demeye dilim varmıyor. Utanıyorum hem de çok utanıyorum. Bugün güneş her zamanki gibi doğdu zannedenlere inat biz güneş batana kadar başımız önde dolaştık. Kaldıracak yüzümüz de yoktu mecalimiz de. Bizler okul bahçesinde oradan oraya koşarken dizlerimiz kanadığındaki masumluğumuzla kalmak istiyoruz ne var ki beyaz tebeşir rengi bembeyaz önlüğünüzü kırmızıya boyandığını gözyaşları akıtarak izliyoruz. Keşke zamanı geri sarmaya gücümüz yetseydi. Öğretmenin, tek sınıflı okulda, harıl harıl yanan sobanın yanı başında ders anlattığınız, bizlerin ise pür dikkat sizi dinlediğimiz günler hatırına da olsa affedin demeye dilim varmıyor ama gözlerinizi kapatıp masum kuzucuklarınızı hatırlayıp biraz olsun teselli bulun olmaz mı? Lütfen, bizi masum çocukluğumuzla hatırlayın olur mu? Öğretmenim, şehirden kilometrelerce uzakta kalbimize nakşettiğiniz sevgiyi, saygıyı ve merhameti o sevimli köy okulunda bir başına terk ettiğimiz için tüm mavi önlüklüler adına özür dileriz. Öğretmenim, uzun koridorlarda çınlayan sesiniz karşında çiçek olan biz
Düşünce
Reklam