📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Paşam, görüyorum ki siz din ve Hilafet kuvvetlerine çok ehemmiyet veriyorsunuz! Şu halde muhafazakarlara dayanmak istiyorsunuz. Size bu vesile ile bir daha o eski teklifimi arz edeyim; yanımda bir sureti var. (Cep cüzdanımdan çıkarıp verdim) Bir daha lütfen okuyunuz. Türk Milleti teceddüde muhtaçtır. Ve bunuda mütehassıslarımızla başarabiliriz ve asla camilerde değil ve muhafazakadarla da değil. Din, vicdan kanaatidir; münakaşaya gelmez. İlim adamı olan bizlerin ve hele sizin bunu ele almanızı katiyen doğru bulmuyorum. Bunu tamamıyla bir kenara bırakmalısınız!. Bu mütalaalarımı daima size açık kalb ile söyleyeceğim. Mustafa Kemal Paşa mütalaalarımı samimi karşıladı. Ertesi gün, yaverlerinden naklen benim yaverim Gazi'nin şu ifadesini bildirdi: "Ben Karabekir'in bana bu kadar samimi olduğunu zannetmediğimden, çok çekişeceğimi tahmin ediyordum! Halbu ki o, çok açık yürekli ve çok candan bir insanmış! Beraber çalışabileceğimi görerek, memnun oluyorum."
Çünkü her şey açık söylendiği zaman halkın dimağı hal-i faaliyette bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve milletin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunun arkasından gitmeyecektir" diyerek padişahların hutbeyi Arapça okutmalarının istibdatlarını idame için olduğunu; bunun için hutbenin Türkçe olması lüzumunu bildirdi...
Gazi minherden indi ve mihrabın önünde namaz kıldığımız yerde yanıma geldi. Halkın suallerine cevap verirken şu sözleriyle hutbeyi sena ile izah etti: "Biliyoruz ki Hazret-i Peygamber zaman-ı saadetlerinde hutbeyi kendisi irad ederlerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek Hulefa-i Raşidin'in hutbelerini okuyacak olursanız, görürsünüz ki, gerek Peygamber'in, gerek Hulefa-i Raşidin'in söylediği söyler o günün meseleleridir. O günün askeri, idari, mali ve siyasi, içtimai hususatıdır. Ümmet-i İslamiye tekessür ve Memalik-i İslamiye tevessüe başlayınca, Cenab-ı Peygamber'in ve Hulefa-i Raşidin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin irad etmelerine imkan kalmadığından, halka söylemek istedikleri sözleri iblağa, bir takım zevatı memur etmişlerdir. Bunlar her halde en büyük rüesa idi. Onlar cami-i şerifte ve meydanlar da ortaya çıkar, halkı tenvir ve irşat için ne söylemek lazımsa söylerlerdi. Bu tarzda devam edebilmesi için bir şart lazımdı. O da milletin reisi olan zatın halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aldatmaması, halkı ahval-i umumiyeden haberdar etmek son derece haiz-i ehemmiyettir.
Hilafet'in yalnız Türkiye halkına değil bütün İslam alemine şümulü olması hasebiyle bu makam hakkında bir karar vermek Türk Milleti'nin salahiyeti haricindedir. İzmir'de, 3 Şubat 1339'da: