• Kemal Tahir’in Kurt Kanunu adlı eseri Mustafa Kemal Atatürk’e karşı tertip edilen İzmir Suikastını anlatıyor. Okumadım henüz, Milli mücadele ve Kurtuluş savaşımızı anlatan eserler sıraya koydum. Bu da o eserlerden yalnızca biri. O dönemi anlatan yazarlar, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Samim Kocagöz, Tarık Buğra, Nazım Hikmet Ran, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Falih Rıfkı Atay, Celal Bayar, Kemal Tahir, Kemal Arıburnu, Reşat Nuri Güntekin, Fazıl Hüsnü Dağlarca..
  • Adalet mülkün temelidir."
    (Hz.Ömer)

    "Köylü milletin efendisidir."
    (Kanuni Sultan Süleyman)

    "Ben erdemden başka zenginlik tanımıyorum."
    (İbn-i Sina)

    "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."
    (Jean Jacques Rousseau)

    "Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur."
    (Juvénal)

    "Söylesem tesiri yok; Söylemesem gönül razı değil."
    (Fuzuli)

    "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir."
    (Hz. Ali)

    "Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındakinin anlayabildiği kadardır."
    (Mevlana)

    "Ya İstiklal Ya ölüm!"
    ( Kazım Karabekir)

    "Benim naciz vücudum elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti sonsuza kadar yaşayacaktır."
    (Mustafa Kemal Atatürk)

    "Savaş herkesle, barış sadece onurlu kişilerle yapılır."
    (Fatih Sultan Mehmet)

    "Tek bildiğim hiçbir şey bilmediğimdir."
    (Sokrates)

    "İster mermi kullansın, ister oy pusulası, insan iyi nişan almalı. Kuklayı değil, kuklacıyı vurmalı."
    (Malcolm X)

    "Veren el alan elden daha hayırlıdır."
    (Hz. Muhammed s.a.v.)

    "Söylemediğin sözün hâkimi, söylediğin sözün mahkûmusun.”
    (Hz. Ali)

    "Yɑ bir yol bulɑcɑksınız, yɑ bir yol yɑpɑcɑksınız yɑ dɑ yoldɑn çekileceksiniz."
    (Cenap Şahabettin)
  • Sende kuvvet varsa bende de hakikat var,
    kuvvet sistir kalkar, hakikat güneştir doğar,
    ben korkmam kuvvetten, sen de korkma hakikatten,
    ondan korkanlar ayrılamaz zulüm ve zulmetten.

    halbuki,
    kimde hakikat gördünse sen ondan çok korktun,
    tevkifler yaptın, evleri bastın.
    neydi kastın?
    çok insan astın.

    tevkif olundum, köşküm basıldı,
    dört çuval evrakım da alındı,
    üç bin kitabım gece yakıldı,
    yıllarca peşime hafiye takıldı.

    fakat gördün ki, hiç korkmam ben,
    niçin ya hala sen
    korkuyorsun hakikatten?

    -Kazım Karabekir Paşa
    sebil, 13 şubat 1976, s.3.q
  • Prof.Dr. HAYRETTİN KARAMAN / 09.09.2018

    Yahudinin biri mahalle mahalle dolaşıp incik boncuk satıyor, bu işe yaramaz şeyler karşılığında halkın kıymetli mallarını, çocukları kandırarak topluyormuş. Zeki bir çocuk bunun farkına varmış ve “Arkadaşlar bu adam bizi kandırıyor, evlerden aparıp getirdiğimiz kıymetli şeyleri bu aldatıcı nesneler karşılığında vermeyelim” demiş. Yahudi bunu neduyunca çocuğu cezalandırmak ve susturmak için göstermeden sıkı bir çimdik atmış. Canı acıyan çocuk ağlamaya bağlayınca sokaktan geçen bir adam oraya yönelmiş, bu defa da Yahudi çocuk kendini savunamasın diye daha yüksek sesle ağlamaya başlamış. Adam sebebini sorunca da, “Bu çocuk bana çimdik attı” demiş, adam da çocuğun kulağını çekip yoluna devam etmiş.

    Kıssadan hisse:

    Siyonist Yahudiler en büyük zulmü ve uzun vadeli soykırımı Filistin halkına uyguluyorlar, ama propaganda gücünü kullanarak zalim iken mazlum rolü oynuyorlar, bugün mevcut ve devam etmekte olan zulmün üstünü kapatıyor, üzerinden yetmiş yıldan fazla zaman geçmiş olan Nazi zulmünü gündemde tutuyorlar.

    Ermeniler de böyle.

    Kendileri Müslüman Türk halkına büyük zulümler yaptıkları halde dünya kamuoyundan bunu nispeten gizlemeyi başarıyor, ama bir efsane olan “Ermeni soykırımını” inkâr edenleri cezalandırmak üzere ülkelerde kanun yaptıracak ölçüde gündemde tutuyor ve dünyaya yutturuyorlar.

    Rahmetli babam Erzurum’un Oltu kazasından idi, 1915 gibi yıllarda oradan Çorum tarafına göç etmişlerdi. Ömrü boyunca Ermenilerin kendilerine yaptıkları zulmü anlattı, “Onların yaptıklarının onda birini Ruslar yapmadı” der dururdu.

    Rahmetlinin anlattıklarının tarihi gerçek olduğu birçok çalışmada ortaya çıkarıldı. İki yazardan birkaç örnek aktaracağım:

    Sayın Osman Nuri Toraman’ın “Ermeni Mezalimi ve Soykırım” başlıklı bir makalesinden:

    “Ermeni isyanları artmaya başlayınca, 24 Nisan 1915 tarihinde, Ermeni komiteleri kapatılarak, 2 bin 345 Ermeni, ‘Devlet aleyhine faaliyette bulunmak’ suçundan tutuklanmıştır... Ermenilerin her yıl ‘ulusal anma günü’ olarak adlandırdığı günün, Yani 24 Nisan’ın tehcirle alakası yoktur; çünkü tehcir kanunu (Sevk ve İskân Kanunu) 27 Mayıs 1915’te çıkarılmıştır. Dönemin resmi gazetesi Takvim-i Vekâyi’de, 1 Haziran 1915 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Birinci Dünya Savaşı tüm hızıyla sürerken, Osmanlı Devleti, Ermeni komitacılarının Devlet aleyhine faaliyetlerinden ve Ermeni çetelerinin saldırılarından dolayı cephe gerisini sağlama almak maksadıyla, doğru bir kararla Doğu Anadolu’da yaşamakta olan Ermenileri daha güneye, Suriye ve Şam’a sevk kararı almıştır. Bu sevk sürecinde Ermeni kayıpları olmuştur. Trajediler yaşanmıştır. Ancak buna asla soykırım denilemez. Bu dönemde asıl soykırım, katliam, mezalim ve zulmü Müslüman Türk ahali, dahası Erzurumlular görmüştür… Ermenilerin acımasız işgal ve katliamına son vererek Erzurum’u kurtaran Kazım Karabekir, 12 Mart sabahını şöyle anlatıyordu: “Erzurum’da halk, gözyaşları içinde kimi babasını, kimi kardeşini, yakılmış ya da süngülenmiş buluyor, saçlarını yoluyordu. Sokaklarda canlılıktan bir iz bile kalmamıştı. Yerlerde çocuk, kadın ve yaşlılar kanlar içinde yatıyordu...” Ermeni çetelerinin yalnız son gece, Yani, 11-12 Mart 1918’de 3 bin Müslüman Türk’ü öldürdüklerini, Erzurum Rus 2. Topçu kale komutanı Yarbay Twerdo Khlebov anılarında yazmıştır... Amerikalı Prof. Dr. Justin McCarthy’ye göre ise, gerçek soykırım Türklere uygulanmıştır. Çünkü Erzurum Müslüman Türk ahalisinin yüzde 20’den fazlası Ermeni çeteleri tarafından katledilmiştir...”

    Sayın Murat Bardakçı’nın bir yazısından:

    “Günlerden bu yana kıyametleri kopartıyor, 1915 olayları hakkında önce Papa Fransuva’nın yaptığı konuşmaya, ardından da Avrupa Parlamentosu’nun aldığı ve tehciri ‘soykırım’ olarak niteleyen karara tepki gösteriyoruz. 1915’te büyük acıların yaşandığını, tehcirin Ermeniler tarafından unutulmasının imkânsızlığını ama tehcirin ‘soykırım’ değil, devletin o günlerdeki mecburiyeti ve daha da önemlisi “nefis müdafaası” olduğunu senelerden buyana yazıp söylüyorum.”

    “Mahmud Kâmil Paşa’nın şifre ile gönderdiği yazı:

    Erzurum, Van ve Bitlis illeri dâhilindeki Ermeniler firar edip düşman tarafına katılmak, çeteler teşkil ederek yolları kesmek, halkı katl ve depoları yağma ve tahrip etmek suretiyle içyüzlerini gösterdiler. Sivas, Diyarbakır ve Elazığ illerinde yaşayan Ermenilerin de aynı maksat ve emelde oldukları ele geçirilen silâh, bomba, patlayıcı maddeler ve meydana çıkarılan teşkilât ve tertipleri ile belli olmuş ve daha sonra Karahisar’daki olay ile de tespit edilmişti…”

    Prof. Dr. HAYRETTIN KARAMAN (İslâm Hukuku Profesörü)
    09.09.2018 tarihli gazete makalesi.