Kapına her sığınışımda
Ağır savaşlardan geçen çığlıkların
Aritmetik basamaklarını çıkan
Kapanmaz yaralar gördüm.
Böyle bir çağda dilsizler gibi bakışmanın
Askıda kalacağını bile bile
Neden her seferinde kendini
Kendinden kaçırdın?
Uyumaktan korkan
Ölülerden ne farkımız kaldı.
Yokluğunda güneşi doğuran
Kederli bir Kızılderili’nin
Zerdeştli ateşinde yanmak vardı
Evet evet
Müsaadenle...
Yine sosyalist bir mevsimde
Yağan faşist yağmurların altında
Kimliksiz harf sanatlarımı nakışlarken
Sesleniyorum
Diyarbakır’dan Mervani İmparatorluğu’na
Bu sese kulak veren kalemim
Bir bir damlıyor sayfalara
Eyyubi
Eyyubi diye…
Şimdi kaç kent,
Kaç şehir,
Kaç savaş,
Kaç nefes ötemdesin
Ben zatı mem misali yollara vururken kendimi,
Bilir misin kaç şiir yetim kaldı?
Kaç takvim ihanete uğradı?
Kaç tanrıça saçını kesti?
Sevgiye yetim kalmış kaç sevda kadını yürüdü
Kesik ayaklarla tuz sahrasında?
Şimdi soruyorum Mathilda,
Mayınlarla çevrili gönül coğrafyamda
Kaç kez parçalandı yüreğim bilir misin?
Eksik yanım, alasızım
Bir zamanlar içinden geçtiğim aşklardı
Şimdilerde ezbere maruz kalan satırlarım
Ah alasızım, eksik yanım
Zamansız gelen zaman, gözlerini görseydi eğer
Aşkına sayfa sayfa asırlar yaratırdı,
Vallahi yalnızlık odamda büyümezdi,
Billahi günahı olmasaydı sevdamızın adı
Âmin olurdu gözlerin ve de gülüşlerin
Ah alasızım, eksik yanım
El ele geçtiğimiz bu yoldan yalnız geçersen eğer
İçimde bozulur yüreğimin imlası,
Gönlüm pas tutar
İçim bir boş olur eksik yanım
Ah alasızım
Senden gelen her harabe
Azım, aşım, eksin yanım...