Zekâmızı olaylara ve dünya işlerine daha elverişli bir hale ge tirebilmek için biraz ağırlaştırmak, körleştirmek, onu bu ka ranlık ve bayağı hayata uydurmak için karartmak ve bulan dırmak lazımdır. Nitekim gevşek ve alelade zekâlar işleri da ha kolaylıkla, daha başarıyla çevirirler. Yüksek ve ince felse fi düşünceler iş görmeye elverişli değildir. Keskin bir fikir in celiği, kabına sığmıyan bir zekâ çevikliği, işlerimize engel olur. Dünya işlerini daha hoyratça, daha gelişigüzel yürüt- meli ve her zaman talihe büyük bir pay bırakmalıdır.
...aşkın en tatlı anında o alev saçan, kudurmuş, zalim surat, sonra nedir o birden kabarıp böbürlenme, bu ka dar çılgınca bir işin içinde o ciddileşip kendinden geçme? Hem ne diye hazlarımızla pisliklerimizi sarmaş dolaş edip hep bir yere koymuşlar? Ne diye insan hazzın son kertesin de acı çeker gibi, ölecek gibi inlemekli oluyor? Bunlara bakınca, Platon’un dediği gibi, Tanrıların insanı kendilerine oyuncak diye yarattıklarına inanasım geliyor.
Bize yaşamayı hayat geçtikten sonra öğretiyorlar. Cicero dermiş ki, iki insan hayatı yaşayacak olsam bile, lirik şairleri incelemeye vakit harcamam. Bence bu dırdırcılar daha hazin bir şekilde faydasızdır. Çocuğumuzun o kadar yitirecek vakti yoktur: Pedagogların elinde ancak hayatının ilk on beş, on altı yılım geçirebilir: Geri kalan zaman hayatındır. Bu ka dar kısa bir zamanı zorunlu bilgilere verelim; üst yanı emek israfıdır: Hayatımızın işine yaramayan bütün bu çetrefil diyalektik oyunlarını kaldırıp atın; iyi seçmesini ve iyi açıkla masını bilmek şartıyla basit felsefe konuları alın.
Gerçek erdem zengin, kudretli ve bilgili olmasını, mis ko kulu yataklarda yatmasını bilir. Hayatı sever; güzelliği de, şan şerefi de, sağlığı da sever. Fakat onun öz be öz işi, bu ni metleri ölçü ile kullanmasını ve yiğitçe bırakıp gitmesini bil mektir: