Ahlakımızı düzeltmeye senelerce uğraşır başaramayız, fakat bozmaya çok kısa anlar yetiyor. Birincisi için tabiata güzel misaller, modeller bulmak sonra onları nefsimize uygulamak ne zordur ve bu ne az semere verir uzun mesaiye muhtaçtır. İkincisi için her tarafta kötü misali dopdoludur. Fesat kendi kendine oluyor. İyi ahlak ve terbiye insandan insana zor geçiyor lakin ahlaki çürüme ne çabuk bulaşıyor, memleketleri, ırkları berbat ediyor, bitiriyor.
Kanunlar küçük bir azınlığın rahatını sağlamak amacıyla düzenleniyor. Çünkü herkesin birden refahına ihtimal görülemiyor. İnsanların büyük çoğunluğunu neredeyse hayvanlara yakın ağır, uzun mesai içinde çalıştırıp bunaltmak suretiyle küçük ve seçkin bir azınlığa rahat, refah ve türlü türlü savurganlıklar sağlanıyor. Kanunların insanlığın bu refahtan nasibini almamış cefakar kısmının sıkıntılarını azaltmaya uğraşır gibi görünmesi ustalıklı bir hiledir.
İnsan harabe ve mezar görmekten niçin hüzün duyar? Şehirlerin istikballerini gördüğü için değil mi? Ömrün sonu cihanın nasibi bundan başka bir şey mi? Hep harap olmak için yaşamıyor muyuz?
Dünyada her varlığın işi yok olmak sırasını beklemek değil midir? Bazı şeylerin ölümü ne uzun sürüyor ve ölüsü ne kadar asırlar gözler önümde duruyor. Baalbek, Teb Harabeleri, insan mumyaları, müzelerdeki hayvan fosilleri, ölmeden önce asırlarca can çekişen milletler gibi...