"Görüyorsun ne yaptığımı... Valizimde boş yer vardı, saman dolduruyorum oraya. Yaşam valizimiz de öyledir işte; içinde boş yer kalmaması için eline ne geçerse dolduracaksın."
Açık denizdeki bir geminin yolcuları da, ayakları toprağa basıyormuş gibi tasasızca konuşur, gülüşürler; ama en küçük bir aksama, en küçük bir olağandışılık olmaya görsün, hemen, her an tehlikeyi düşündüklerine tanıklık eden bir endişe ifadesi belirir yüzlerinde.
"Seksen beş yaşında bir büyükannemiz vardı. Ne kötüydü durumu! Cildi simsiyah olmuştu, kulakları duymuyordu, iki büklümlü, durmadan da öksürüyordu, kendine bile yük olmuştu... Yaşamak mı denir buna?"