İçinde olup bitenleri ne kadar gizlemeye çalışırsa çalışsın, huzursuz ruhunun hüznü dıştan sakinliğine gene de yansıyordu ve evdekiler onun bu durumuna haklı olarak sık sık omuz silkiyor, şaşıyor, onun "tuhaflıklarını" anlayamıyorlardı.
Bir erkeğin onun saygısını yitirmesi çok kolaydı. Çabucak (hem de çok çabucak) hükmünü veriyordu. O kişi artık onun için var olmuyordu. Her izlenimi ruhunda keskin bir yer ediniyor, yaşamını etkiliyor, zorlaştırıyordu.
Aslında müziğin sanatsal yönü, ifade biçimi değildi onun sevdiği (senfoniler, sonatlar hüzünlendiriyordu onu), müziğin o seslerin birleşmesiyle, akışıyla ruha belirsiz, hoş, soyut ve her şeyi kapsayan bir duygu doldurmasını seviyordu.