O her şeyden önce ve her zaman bir âşıktı. Geri kalan her şey aşka tabiydi. Aşk macerası düşünce dünyasındaki macerasından daha büyüktü. Dünyanın kendisi ise karşı konulmaz güçlerin birbirine ittiği atomlar ve moleküllerden oluştuğu için değil, içinde Ruth yaşadığı için muazzam bir yerdi. O, Martin’in tanıdığı, hayal ya da tahmin ettiği en muazzam şeydi.
Tüm yaşamı boyunca aşkın yokluğunu hissetmiş, aşka aç yaşamıştı. Doğası aşkı arzuluyordu. Varlığının yapısal bir ihtiyacıydı aşk. Buna rağmen hep aşksız yaşamış, bu süreçte de katılaşmıştı. Aşka ihtiyaç duyduğunu fark etmemişti. Şimdi de farkında değildi aslında. Sadece fiilen uygulamasını görmüş; gördükleri karşısında heyecanlanıp bunun güzel, yüce, muhteşem bir şey olduğunu düşünmüştü.