Zaman zaman: “Ben konuştuğum şeyleri onun yüzüne de söylüyorum.” diyerek insanların arkasından rahatça konuşabilme yanlışına düşebiliriz. Birisinin yüzüne kardeşçe, dostça bir şey söylüyor olmamız, onu arkasından da rahatça konuşabilme hakkı bize vermez. Sonuç itibariyle onun gıyabında konuşmamız kardeşimizi üzebilir. Şüphesiz bu da doğru bir davranış değildir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) arkadaşlarıyla beraber otururken onlara sorar: "Gybet nedir bilir misiniz?" Onlar: "Allah ve Resûlü daha iyi bilir!' diye cevap verirler. Peygamber Efendimiz bunun üzerine: "Gıybet mümin kardeşinizi, onun gıyabında, onun hoşlanmayacağı şekilde anmanızdır." buyurur. Bunun üzerine arkadaşları: "Ya Resulallah! Eğer bahsetmiş olduğumuz şey o kardeşimizde varsa o da gıybet midir?" diye sorar. Peygamber Efendimiz: "Asıl gıybet odur işte. Eğer konuşmuş olduğunuz şey onda yoksa o gıybet olmaz, iftira olur."* buyurur.
*Müslim, Birr, 70.
Sevgili Peygamberimiz(s.a.s) haset ile alakalı bizleri açık bir şekilde uyarır: Hasetten sakının çünkü ateşin odunu yakıp tükettiği gibi hasret de iyi ameleleri yakar ve bitirir.”
Hırs, ihtiras, açgözlülük, çekememezlik, düşmanlık, kin, öfke, kibir, tembellik ve cimrilik gibi her biri Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde tek tek eleştirilmiş duygu ve düşünceleri besleyen psikolojik bir problemdir haset.
Kalp selim olduğu takdirde insanın tavrı, sözü doğru olacaktır. Bundan dolayıdır ki sözlerimiz de sıkıntı varsa, aslında özümüzde, kalbimizde sıkıntı vardır.