Kanserin genetik, çevresel koşullar ve yaşam tarzı gibi çoğu zaman birden çok sebebi olsa da, doktorlar akciğer kanserli hastalarının sigara içmesini, sindirim sisteminde kanser olan hastaların hazır gıdaları sıklıkla tüketmesini hastalığın başlıca sebepleri olarak gösteriyor. Oysa kanserli hasta sayısının artması, 1980'lerden itibaren neoliberalleşme (sosyal devlet anlayışının terk edilmesi ve toplumsal ve ekonomik eşitsizliğin artması), kitlesel göçler, hızlı ve plansız kentleşme ve sanayileşmeyle de yakından ilgili. Bu sırada halk sağlığının tıp
alanında önemini büyük ölçüde yitirmiş olması ve sağlığın bireysel bir mesuliyet olarak görülmesi de tıbbın bu olumsuz koşullan incelemesini engellemiştir.
İnsanlar hem kendileri hem başkaları için, bir firma veya devlet için sermaye haline geldikçe, üretkenlikleri değil yatırım değerleri başköşeye oturmakta, ahlaki özerklik ve dolayısıyla egemen bireyselliğin zemini kaybolmakta, siyasi yurttaşlığın alanı ve anlamı daralmaktadır.
“Ekonomikleştirmenin illaki parasallaştırma içermesinin gerekmiyor olması” önemli bir noktadır. Yani esas mesele parasal servet üretimi olmadığında dahi, mesela eğitim, sağlık, esenlik, aile hayatı veya komşuluğa yaklaşım tarzımızda, çağdaş piyasa özneleri gibi düşünüp davranıyor olmamız mümkündür.