<HAFTALIK DÜŞÜNCE>
Bildiğiniz üzere UNESCO yaşlılığın tanımını yapıyor.
Diyor ki ;
-Bir insan konfor alanının dışına çıkamıyorsa,
-Yeni şeyler öğrenmiyorsa, şaşırmıyorsa ve çoğu şeyi bildiğini düşünüyorsa,
-Merak etmiyorsa, keşfetmiyorsa,
-Geçmişte, anılarında yaşıyor ve sürekli eskiyi tekrar ediyorsa yaşlıdır.
Soru: Genç olmak ruhen mi yoksa bedensel bir durum mudur ?
Ülkemizde herkeste bir bedensel gençlik algısı var, her şey görüntüden ibaret. Saç modelleri, kıyafet ve giyim biçimleri ile hep bir yönlendirme söz konusu.
Peki, çevremize baktığımızda UNESCO'nun yaşlılık tanımını kaç genç beden de gözlemliyorsunuz?
Evinde elinden telefon düşmeyen, yaşadığı semtin veya şehrin tarihi , coğrafi zenginliğini veya tarihi doluluğu hakkında hiç fikri olmayan, sürekli ağzını burnunu eğerek filtrelerle fotoğraflar çekip, sosyal medyada aldığı beğenilerle sanal orgazmlar yaşayan, bakkala gidebilecek enerjisi kalmamış, düşünmeyi bile zahmetli bulan kişiler bedensel genç gözükse bile 55 yaşında aynı şeyleri yapan insandan ne farkı var ?
Bir insan keşfetmeyi, merak etmeyi, yeni bir şeyler öğrenmeyi artık gerekli görmüyor duruma gelmişse, bu dünyadan vazgeçmiş sayılmaz mı ?
Yaşlılık ve gençlik arasındaki en büyük fark, vazgeçmeme gücünün gençlikte daha baskın olması değil midir ?
Peki bu yitirilen ruhlar nerede ? Tenine bakınca 20 yaşında olan bir genç, ruhen nasıl 55 yaşlarında olabiliyor ve bu ruhsal bozukluğunu görmeden sadece aynaya bakarak bedensel gençliği ile nasıl bir tamamlanma yaşayabilir bunu sormak istiyorum.
Genç olmak hayattan vazgeçmemek ve yaşamda çok süre geçireceğini düşünerek yaşadığın dünyayı keşfetme ve merak etme içgüdülerinin zirve olmuş hali ise ;
Elinde telefon ile uyuşmuş, bakkala gidebilme enerjisinden yoksun, günde 10 dakika dijital alet olmadan