"Adam odanın kapısını iterek içeri girdi. Muslin perdeden süzülen sarı bir günışığı demeti, bir mürekkep hokkasının yanında yarısı açık kibrit kutusunun olduğu masaya eğik bir açıyla vuruyordu. Sağ eli cebinde pencereye doğru gitti. Aşağıda sokakta alaca bulaca bir kedi kuru bir yaprağı kovalıyordu," vb. Bu alışkanlık neredeyse yirmi beş yaşıma dek, edebiyatla uğraşmadığım yıllar boyunca sürdü. Doğru sözcükleri araştırmak zorunda kalsam da, araştırsam da, sanki bu betimleme çabasını neredeyse isteğim dışında, dıştan gelen bir dürtüyle gösteriyordum. Bu "öykü" galiba farklı dönemlerde hayran olduğum çeşitli yazarların biçemlerini yansıtıyor olsa gerek, ancak anımsadığım kadarıyla her zaman aynı kılı kırk yaran betimleyici niteliği taşıyordu.