Kadın bir otel odasına girer kapıyı örter. Yeni, güzel, iki yataklı bir odadadır. Bavulunu bırakır. Diş ve aşk ağrısı çekmektedir. Kendisini çok yalnız ve terkedilmiş hisseder. Aşk acısı içinde bir ceset gibidir. Ama kendini bu durumdan kurtarmak ister, çünkü kendisini sevmediği sürece aslında aşık olamayacağını bilir.
Dilini bilmediği bir ülkededir. Yugoslavya'da. Şoför onu otogarda bırakır. Otogara gelmesinin ne kadar sürdüğünün farkında değildir. Niş otogarı. Bir yığın otobüs. Bir yığın yolcu. Köylüler. Küçük burjuvalar. Öylece durur. Her insana yabancıdır. Her nesneye yabancıdır. Kendisine bile. Tek başına bir yere gitmeye gücü yoktur. Herhangi bir şeye dayanmayı dener. Ona daha az yabancı olan bir şeye. Bu kahredici yabancı dış dünyadan daha az yabancı olan bir şeye...
Gece. E-5. Başka arabalar da gecenin içinde hızla geçerler. Çevresine bakar. Büyük büyük yüksek binalar. Bir yön arar kendisine aslında hiçbir yöne ilgi duymadığı halde. Şimdi o ada sessizdir, yalnız, terkedilmiş. Yabancı bir kentin gecesinde, bir banliyöde.
Rainer: Şimdi burada uyuyacağım.
Kadın: Ben ne burda ne de şimdi uyuyabilirim. Bu giysimi çıkarmalıyım. Dün sabahtan beri bu giysinin içindeyim. Tenime geri dönebilmeyim.
Erkek arkasına dayanır. Kadın ona uzanır. Onu öpmek ister. Erkek onu iter.
Kadın: Neyin var senin?
Kadın sinirlidir.
Kadın: Giysimi yırtmamı mı istiyorsun? Tenimi-saçlarımı? Gözlerimi mi oyayım? Tenimi bulmalıyım yeniden. Anlıyor musun?