“Kurgulamak entropiye, doğa kanunlarına karşı gelmek demekti. Yazar, kendi zihninde dağınık duran şeyleri, her birini kendi öz varlıklarından kopararak birleştiriyor, sürekli büyüyen düzensizliği bir nebze olsun bozmaya uğraşıyordu.”
TC Veysel Gökberk Manga’nın yeni kitabı için ayın 15’ini beklerken bu günümü 3 yıl önceki eserini tekrar okumaya ayırıdım. Birbirinden ayrı gibi seyrettikten sonra nihayet üst kurmacanın imkânlarında buluşan birden çok öyküye hiç de yapay görünmeyen şekilde yedirilmiş ölçülü bir varlık felsefesi ve aralara serpilmiş estetiğe, kurmacaya dair bahislerle romandan beklentisi pembe diziden kaçmak olanlar için hayli verimli bir çalışma olmuş. Aynı kitapta farklı devirlerin insanlık hâllerinin nasıl ortaklaştığını kamçılı bir merak güdümünde göstermesiyle gayet renkli, üst kurmacanın çatısından okuru yanıltabilecek kadar şaşırtılara açık bir kurguyu doğuran bu “velut kelebeğin” yeni romanını merakla bekliyorum.
Bu arada yorumlardan biri Farklı öykülerin birleşmediğinden yakınmış. Bence tüm devirlere ait kahramanların son bölümde yazarın masasında bir araya gelmesi metnin temel felsefi kaygısını beslemesi bakımından önemli. Ayrıca farklı üç öyküdeki farklı üç erkek karakterin ortak noktalarını gözetmek de bahsi geçen yakınmayı sağaltabilir. Hepsi de kadınlarında yarım kalıyor.
Bir devlet memuru olarak sık sık hicab içinde okudum. Hemen her öyküde korkunç bir memur profili çizilmiş. Şeftali Bahçeleri zaten baştan aşağı memurların vaziyetine dayalı, Sarı Bal’daki düğümün çözümü de tine bir kaymakamın ahlaksızlığı şeklinde ortaya çıkıyor. Gece gece milletin kızını taciz yolunda harcanan genç de memur, vakfedilen eşeğe çöken de memur, köylüyü başından savan da... Halit Bey bunlarla büyük bir Osmanlı bürokrasisi yergisi çiziyor belli ki ama1910’ların Babıali’sine bakınca hak vermemek elde mi?