Yusuf Çalışkan

Allah ruhları cesetlerden önce yarattı," ifadesinin yer aldığı hadisteki ruhlar, meleklerin ruhları; cesetler de arş, kürsü, gökler, yıldızlar, ateş, hava, su, toprak ve hava gibi kozmik unsurlardır. İnsanların bedenleri dünyanın kütlesine oranla çok küçüktür. Dünyanın kütlesi de güneşin kütlesine oranla çok küçüktür. Güneşin kütlesinin, ait olduğu feleğin kütlesinin yanında, güneşin ait olduğu feleğin kütlesinin de üstündeki göklerin kütlesinin yanında sözü olmaz. Kürsü bunların hepsini içine alacak kadar geniştir. Çünkü "Allah'ın kürsüsü, gökleri ve yeri içine alır." (Bakara, 2:255) Kürsü de arşa oranla küçüktür. Tüm bunları düşündüğünde evrende insan bedeninin oran bakımından bir önemi olmadığını görür ve hadiste genel olarak zikredilen "cesetler" kelimesinden insan bedenini anlamazsın. Bunun gibi farkına varman gereken bir diğer şey de şudur: Beşer bedenlerinin evrendeki kozmik varlıkların kütlelerine oranla yeri neyse, beşer ruhlarının meleklerin ruhlarına nispetle yeri de odur. Ruhların sırrı sana ayan olacak olsaydı, meleklerin ruhları karşısında insanların ruhlarının, evreni kaplayacak kadar büyük bir ateşten alınmış bir meşale mesabesine olduğunu görürdün. Bu büyük ateş meleklerin ruhlarının sonuncusu olan ruhtur. Meleklerin ruhlarının bir hiyerarşisi bulunmaktadır. Her birinin kendine has bir sırası ve makamı vardır. Bir mertebede birden fazla ruh bulunmaz. İnsanların ruhları, ne kadar çok olursa olsunlar, tür ve mertebe bakımından birdir. Melekler ise her biri bizatihi türdür ve türün hepsi tek bir melekten ibarettir. Nitekim "Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır," (Saffat, 37:164) âyeti buna işaret etmektedir. Ayrıca Peygamberimizin (sav) "Meleklerden rükûda olanlar secde etmez, kı- yamda olanlar rükû etmez," hadisi de bunu desteklemektedir. Şu
Sayfa 43·Kitabı okudu
Yusuf Çalışkan
Bu yönteme göre akıl ile nakil (vahiy) arasında bir çatışma olduğunda nakli, aklın verileri doğrultusunda uygun başka bir anlama çekmek, onu akılla çatışır olmaktan uzaklaştırmak gerekmektedir. Gerek Gazzâlî'nin gerek diğer kelâmcıların temel kabulü, hakikatin tekliğidir. Hakikat tek olduğundan akıl ve vahyin çatışması hâlinde bunların ikisini birden doğru kabul etmek mümkün görünmemektedir. Bu durumda ya akıl öncelenecek ya nakil öncelenecektir. Vahyin öncelenmesi vahyin geçerliliği- ne gölge düşürecektir. Çünkü vahyin geçerliliği akla bağlıdır. Şu hâlde, vahiy, aklın öncülüğünde uygun bir yoruma kavuşturulmak üzere tevil edilmelidir.