Sercan Furunci

Sadece başkalarını aşağılayan bir insan aşağılanabilir. Dünya, uğradıkları her hakaretten sonra başkalarını tahkir edebilmek için içlerinde dayanılmaz bir istek uyanan aşağılanmışlardan oluşuyordu.
Sayfa 123·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir ilişkinin, ne zaman, nasıl bozulduğunu kimse söyleyemez, bozulmuş ilişkiler daima önemsiz sözcüklerin küçük dikenlerinden oluşur, her ne kadar bu küçük dikenler bir yerde insanı ifade etse de, gene de bütünün ifadesinden uzaktır, çünkü sözcük, bütünlüğü ifade edemez. Buna rağmen insanlar körü körüne güvenirler sözcüklere. Kendi sözcüklerine körlemesine güvenerek başkalarının sözcüklerini, hemen üzerine atlamaya, didik didik etmeye, yaralanmaya ve inandıkları kendi doğruları uğruna yaralar açmaya hazır, pusuda beklerler. Eğer doğa bizlere bilgece egemen olmasaydı, sanırım hepimiz çoktan tımarhaneyi boylamıştık. Onun içindir ki sadece doğanın bilgece hâkim olmadığı kişilerin sonu tımarhane oluyor. Düşünün bir kere, insan bütün hayatını, yir- misinden kırkına kadar sahip olduğu enerjiyle yaşamış olsaydı yetmişine geldiğinde, kırgınlıkların ve yaraların ördüğü öyle bir ağın içine düşerdi ki buradan tek çıkış yolu çılgınlık olurdu. Bu nedenle kuvvetten düşmenin şans olduğunu düşünüyorum. Belirli bir süreden ve kırgınlıklar birikiminden sonra, beyin yapısı, kişinin bebekliğinden beri yüklenip taşıdığı çelişkiler zincirini nasıl olsa çözemeyeceğinin -zaten çoktan unutmuştur bile neyin çözülmesi gerektiğini- ayrımına varıyor, faaliyetinin etkinlik derecesini azaltıyor, itirazsız kabul ettiği olguların sayısı artıyor ve giderek sadece ufak tefek şeylere öfkelendiği bir çağa erişiyor, sonraları ufak tefek şeylere de öfkelenmiyor, cenaze parasını biriktirip ölüme terk ediyor kendini.
Sayfa 104·Kitabı okudu
İnsan, yaşamının her anında ahenk olmasını ister. Sanırım insanlar bu yüzden o kadar çok konuşuyor. Adeta, konuşmanın çeşitli biçimleriyle sohbet ederek, tartışarak, kavga ederek, itiraflarda bulunarak iç ve dış dünyaları arasında ahenk sağlamaya çalışıyorlar. Oysa ahenk sıradan söylemler yardımıyla kurulamaz. İnsan aslında kendisine güvenmediği için her şeyi açıklamak ister, her an kendi görüşlerini etrafındakilere zorla kabul ettirmeye çalışır, bu da onu çözüme, çözüme olmasa bile hiç değilse anlık bir rahatlamaya (bu da bir nevi güvendir) yakınlaştıracağına onu ahenkten gittikçe daha çok uzaklaştırır, çünkü ağızdan çıkan her söz, yine çözülmesi ge rekecek çelişkiler biçiminde yeni yeni anlaşmazlıklar yaratır, böylece çözüm bekleyen çelişkiler bir zincir halini alıp insanı yanlış yollara, çıkmaz sokaklara götürür.
Sayfa 104·Kitabı okudu
Karakter özelliğinin değerinden haberi bile olmayanların umurunda mıdır karakter? Kendi karakterlerini tanımadıkları için kabahati hep başkalarında görenlerin umurunda mıdır karakter? Kendi karakteri, ufak tefek seciyesizliklerden bütünleşmiş seciyesizlik olanın umurunda olabilir mi karakter?
Sayfa 102·Kitabı okudu
Bir insanın çevresindeki sınırlar ne kadar darsa, bu sınırların ötesi ne kadar az görülebiliyorsa bu hal, sonu gelmez gevezelikleri ve boşboğazlıklarıyla kendi çevre- lerindeki kişilik duvarını yıkıp diğer insanlarla ilişki kolaylaştırmaya, bu sınırları kabil olduğunca genişletmeye ve hatta yok etmeye çalışırlarken aslında boş lafazanlıklarıyla kendi karakterlerini yok etmekte olduklarını fark etmeyen insanları o kadar fazla sinirlendirir.
Sayfa 102·Kitabı okudu