Allah'ı tanıdığı için hiçbir dogma ve hiyerarşi tanımayan İslam, bir diktatoryaya dönüşemez ve her türlü engizisyon ve dinî/manevi terörü imkânsız kılar.
Bizim yolumuzsa iktidarı ele geçirmekten değil, gönül fethetmekten başlar.
Ve,istiklal ve hürriyet olmadan İslami nizam mümkün değildir. Ancak manevi ve ideolojik bağımsızlığın tesis edilmesiyle kazanılan istiklal,hakiki ve kalıcı olur.
Halkın eğitim ve terbiyesi, özellikle de kitlelere tesir imkânı bulunan basın, radyo, televizyon ve sinema, ahlakı ve entelektüel yetkinliği şüphe götürmez kişilerin elinde olmalıdır. Bu gibi vasıtaların, sıkça şahit olunduğu şekilde, sapkın ve yozlaşmış kişilerin eline geçmesine izin verilmemelidir zira bu şekilde kendi manasız ve boş hayatlarını başkalarına empoze vasıtası ediniyorlar.
İslam bir milliyet değil, bu toplum için bir üst milli hüviyet hükmündedir.
Bu toplumda insanları ayrıştıran her ne varsa, bunlar ister fikri meseleler (tarikatlar, mezhepler, siyasi partiler vb.) ister maddi meseleler (zenginlik, sosyal sınıflar arasındaki büyük uçurumlar) olsun, birlik prensibine aykırıdır ve tahdit edilerek ortadan kaldırılması gerekir.
Günümüz Müslüman åleminde İslami ve gayri-İslami temayüller arasındaki hudut çizgisini belirleyen noktalardan birincisi İslam, ikincisi de İslam birliğidir (Panislamizm). Bir toplum, iç ilişkilerini İslam'ın, dış ilişkilerini de Panislamizm'in belirlediği ölçüde İslamidir. Onun ideolojisi İslam, siyaseti ise İslam birliğidir.
İnsanlar arasında gerçekten bir fark söz konusu olacaksa, bu, her şeyden evvel gerçek niteliklerine, manevi ve ahlaki değerlerine göre olmalıdır. Nafakasını nasıl çıkarıyor olursa olsun, her dürüst insan aynı topluluğa mensuptur. Tıpkı her türlü ahlaksız ve sapkının, siyasî görüş ya da mevkileri fark etmeksizin aynı "sınıfa” dâhil olmaları gibi.