İslami idareden yoksun bir İslam toplumu, tamama erdirilememiş ve güçsüzdür; İslam toplumundan yoksun bir İslami idare de ya bir ütopya ya da zulümdür.
Genel anlamda ifade etmek gerekirse, bir Müslüman tek başına var olamaz. Hayatını bir Müslüman olarak yaşamak ve idame ettirmek istiyorsa bir çevre, cemiyet ve düzen yaratması gerekir. Yani dünyayı değiştirmek zorundadır, aksi hâlde kendisi değişime tabi olacaktır. Tarih boyunca hiçbir hakiki İslami hareket yoktur ki aynı zamanda siyasî bir hareket olmasın. Bunun nedeni İslam'ın bir din olmanın yanı sıra bir felsefe, ahlak, düzen, tarz ve bir atmosfer yani tek kelimeyle entegre bir hayat biçimi oluşudur. İslam'a inanıp gayri-İslami şekilde çalışmak, kazanmak, eğlenmek ve davranmak mümkün değildir.
Asırlar boyunca halklarımız, tahsilli insanları idrak edemedi. Onların yerine, aynı nispette arzu edilmeyen iki sınıf insan vardı: eğitimsizler ve yanlış eğitilenler. Tek bir Müslüman ülkede dahi yeterince gelişmiş, İslam'ın ahlaki anlayışına uygun ve halkın ihtiyaçlarına cevap verebilecek mahiyette bir eğitim sistemi mevcut değil.
Söz ve amelin birbirini tutmadığı, sefahat, ahlaksızlık, adaletsizlik ve korkaklığın kol gezdiği heybetli lakin boş camileri, ülküsüz ve cesaretsiz büyük beyaz sarıklıları, ikiyüzlü şekilde kullanılan İslami tabirleri ve dindarlık tavırları ve imandan yoksun din anlayışıyla Müslüman dünyasının tüm realitesi, Kur'an'a (ve rolüne) ilişkin içinde bulunulan çelişkinin dışa yansımasından başka bir şey değildir. Bu kitaba duyulan güçlü bağlılık ile onun umdelerinin hayata tatbikinin mutlak bir şekilde göz ardı edilmesi hâli adım adım birbiriyle kaynaştırıldı.
Kur'an'la olan münasebete ilişkin söz konusu durum, Müslüman halkların güçsüzlüğü ve geri kalmışlığının birincil ve en mühim müsebbibidir.
Kuran faal karakterini kaybederken irrasyonel ve mistik karakterini muhafaza etti.
Kur'an-ı Kerim, kanunlar üstündeki otoritesini yitirirken, bir nesne olarak kutsiyet kazandı. Kur'an-ı Kerim 'e ilişkin çalışma ve yorumlamalarda hikmet, yerini kılı kırk yaran bir titizlige; öz, yerini şekilciliğe, tefekkürün ihtişamı da tilavet becerisine bıraktı. İlahiyatçı bazlı formalizmin süregelen tesiriyle birlikteKur'an-ı Kerim'in
anlayarak okunması giderek azalırken manası anlaşılmaksızın yapılan kıraati de giderek arttı. Okunan Kur'an ayetlerindeki mücadele, dürüstlük, şahsi
ve maddi fedakârlıklar talep eden ve üstümüze çöken atalete karşı katı ve keskin olan emirler, Kur'an'ın haz veren sesi içinde eriyip gitti. Bu anormal vaziyetse adım adım normal kabul edildi.
Peki günümüz dünyasında Müslümanlar ne ifade ediyor? Bu soruyu başka bir şekilde de sorabiliriz: Bizler ne kadar Müslümanız? Her iki soruya verilecek cevap birbiriyle bağlantılıdır.