Alfabe,bir milletin tarihi "hatırlama" metodu ve tarihte kalma gerecidir. Arap alfabesinin kaldırılmasıyla birlikte Türkiye, tarihinin yazılı olarak muhafaza edilen tüm hazinelerini büyük oranda kaybetti ve sadece bu hamleyle birlikte kendini barbarlık sınırına düşürdü. Buna "paralel" diğer reformlarla birlikte Türkiye'nin yeni nesilleri sırtlarını dayayacak manevi bir dayanak bulamadılar ve bir tür ruhsal boşlukta bocaladılar ve ülke tam anlamıyla hafızasını ve geçmişini yitirdi. Halbuki böylesi bir reform kim ve ne için gerekliydi?
Bugün Müslüman ülkelerde, utanç duymaları gereken şeylerle mağrur olan ve gurur duymaları gereken seylerden de utanan kişilere baktğınızda bu 'sözde reformcuları tanıyabilirsiniz.
Ekseriyeti Avrupa' da eğitim görmüş "babasının oğlu" olan bu şahısların, memleketlerine döndüklerinde gösterişli Batı karşısında derin bir aşağılık hissine kapıldiklarını fakat filizlendikleri yer olan yoksul ve geri kalmış çevreye karşı özel bir üstünlük duygusu beslediklerini görürsünüz.
İslami terbiyeden yoksun oldukları ve halk ile manevi ve ah-laki bir bağ kuramadıkları için hizlı bir şekilde temel ölçütlerini kaybederek yerel anlayış, gelenek ve inançları ortadan kaldırır; yerine yabancılara ait olanı ikame etmeye çalışarak bir gecede, abartılı bir şekilde hayranlik duydukları Amerika gibi bir yer inşa edebileceklerini düşlerler. Standartlar getirmeyip bir standartlar kültü tesis eder, imkânları geliştirmeyip arzu ve heveslerini arttırırlar ki bu da rüşvet, ilkellik ve ahlaki kaosun önünü açar.
Böyleleri, Batı dünyasının gücünün nasıl yaşadıklarıyla değil, nasıl çalıştıklarıyla alakalı olduğunu kavrayamaz. Garp'ın kudretinin moda, tanrıtanımazlık,gece kulüpleri, genç nesillerin gevşekliğinden değil, Batılıların olağanüstü hamaratlıkları, sebatları, bilgiye olan hakimiyetleri ve sorumluluk sahibi olmalarından kaynaklandığını fark edemezler.
İslam'ın yaklaşımında bütünüyle yeni bir şey vardır ve bu dainancın bilimle, ahlakın siyasetle ve idealin menfaatle bütünleştirilmesine karşılık gelir. Biri dış ve diğeri de içsel olmak üzere iki dünya olduğunu kabul eden İslam, insanın bu iki dünya arasındaki uçurum üzerinde köprü olduğunu öğretir. Bu bütünlüğün dışına çıkıldığında din, geri kalmışlığı (her türlü aktif/üretken hayatı reddetmeyi) ve bilim de ateizmi getirir.
Sadece ferdin yetiştirilmesi değil, aynı zamanda dünyaya ni-zam vermesi hasebiyle ele alınan İslami yenilenme fikrine her zaman muhalif olacak iki grup mevcuttur: eski düzenin korunmasını isteyen muhafazakârlar ve yabancıların düzenini isteyen modernistler. Birinci grup İslam'ı geçmişe çekerken, ikinci grup da ona başkalarına ait bir gelecek hazırlar.