Bu kitaba olan bağlılık elbette yok olmadı lakin Kur'an faal karakterini kaybederken irrasyonel ve mistik karakterini muhafaza etti. Kur'an-ı Kerim, kanunlar üstündeki otoritesini yitirirken, bir nesne olarak kutsiyet kazandı. Kur'an-ı Kerim'e ilişkin çalışma ve yorumlamalarda hikmet, yerini kılı kırk yaran bir titizliğe, öz, yerini şekilciliğe, tefekkürün ihtişamı da tilavet becerisine bıraktı. İlahiyatçı bazlı formalizmin süregelen tesiriyle birlikte Kur'an-ı Kerim'in anlayarak okunması giderek azalırken manası anlaşılmaksızın yapılan kıraati de giderek arttı. Okunan Kur'an ayetlerindeki mücadele, dürüstlük, şahsi ve maddi fedakarlıklar talep eden ve üstümüze çöken atalete karşı katı ve keskin olan emirler, Kur'an'ın haz veren sesi içinde eriyip gitti. Bu anormal vaziyetse adım adım normal kabul edildi.
Böyle reformistler, iyi tasarlanmış bir ahlak ve eğitim sistemiyle ulusun gerçek anlamda kalkınması adına zahmetli bir çalışma programı tesis etmek yerine,asıl problemlerden kaçarak her zaman yabancılaşmayı tercih etmiş ve sırf harici ve yüzeysel olana odaklanmıştır
Ne olduğunu ve köklerinin nereye uzandığını bilmeyen bir memleket, nereye gideceği ve neyi hedeflemesi gerektiği hususunda açık bir algıya sahip olabilir mi?
Alfabe bir milletin tarihi "hatırlama" metodu ve tarihte kalma gerecidir. Arap alfabesinin kaldırılmasıyla birlikte Türkiye, tarihinin yazılı olarak muhafaza edilen tüm hazinelerini büyük oranda kaybetti ve sadece bu hamleyle birlikte kendini barbarlık sınırına düşürdü. Buna "paralel" diğer reformlarla birlikte Türkiye'nin yeni nesilleri sırtlarını dayayacak manevi bir dayanak bulamadılar ve bir tür ruhsal boşlukta bocaladılar ve ülke tam anlamıyla hafızasını ve geçmişini yitirdi. Halbuki böylesi bir reform kim ve ne için gerekliydi?