Hak! hukuk! bugün dünyanın neresinde hak kaldı. İnsanlar onu katletti. Herkesin hakları var, fakat onların, onların gücü var ve bugün güç her şey demek.
Dışarıda ne yaptığını bilmeyen, kafası karışmış bir insanlığın, bizzat kendisinin yarattığı acının dokunamadığı sonsuz bir dünya vardı ve Ferdinand için ışıldıyordu. Sonsuz gökyüzünün altındaki sonsuz yıldızlar. Ferdinand başını gökyüzüne kaldırdı, yeryüzünde insanoğlu için kendi yasasının dışında bir yasa olmadığını ve hiçbir şeyin birine bağlı olmak kadar insanı hayata bağlamadığını hissetti.
Konuşmadılar, sadece bir kez kocasının ağladığını duyduğunda onu teselli etmeye çalıştı Paula, daha sekiz gün var düşünmeyi bırak, dese de kocasına düşünmemesini söylediği için kendinden utanıyordu. Kocasının elinin soğukluğunda ve kalbinin çarpmasında bu düşüncenin onu ne kadar sardığını ve hükmettiğini hissetti ve hiçbir mucize onun düşünmemesini sağlayamazdı. Hiçbir zaman bu evde sessizlik ve karanlık bu kadar kendini göstermemişti. Dünyanın tüm korkusu bu dört duvar arasında hapsolmuş gibiydi. Sadece saat, demir bekçi, aldırmadan yoluna devam etti. Kadranın her hareketiyle Paula yanında canlı yatan sevgili adamın kendinden daha da uzaklaştığını hissetti. Paula dayanamayarak yataktan çıktı ve kadranı durdurdu. Zaman gitmiş, arkasında sadece korku ve sessizlik kalmıştı. İkisi de şafak sökene kadar düşüncelerinde boğularak yatakta uyudu.
Kocasının saatlerce hücredeki bir mahkûm gibi odayı turladığını dinledi. Ferdinand o akşam da yemeğine dokunmadı. İçinde durgun ve eksik bir şey vardı. Yatağa girdiğinde ve tutkulu bir şekilde Paula'ya sarılarak onun sıcak, huzurlu bedeninde sığınak aradığında, korkusunun ne kadar taze olduğunu anladı. Ama Paula bu kucaklaşmanın sevgiden değil sadece bir kaçış olduğunu biliyordu.