"annem son derece karışık bir kadındı ve onu çok özlememe rağmen yokluğunun çalkantılı suları yatıştırdığını anlamam yıllar süren bir terapiye gerektirdi. O gittikten sonra deniz cam gibi oldu. Belki onun ruhu da böyle hissediyordu."
"... Bugünlerde her şeyin dijital olması gerekiyor. Bu işin sonu nereye varacak biliyor musunuz Dr. Behrendt?"
"Bir gün biri büyük fişi çekecek ve her şeyi dijital bir hiçliğin içinde yok olup gidecek. Bin yıl sonra Romalıların taş tabletlerini bulup nasıl yaşadıklarını öğrenecekler. Peki, ya biz? Her şey gidecek, her şey! Bizi hatırlatan, sadece devasa bir elektronik hurda yığını olacak. Düşündüklerimiz, yaşadıklarımız sonsuza dek kaybolacak. Sizce de öyle değil mi?"
Kolay olmayacak o sandığın kişinin kendi yüreğin olduğunu kabullenmen. Kolay olmayacak onun gerçeği ile yüzleşmen. Kolay olmayacak ilmek ilmek emek vererek dokuduğun giysiyi parçalaman. Acıyacak, hem de çok acıyacak. Ama geçecek. Çünkü her şey geçer, HAYAT KALIR.
Bazı terapistlerin, yazarların ya da kişisel gelişimcilerin affetmek ile ilgili sözleri bana göre ütopik, hayatın gerçek doğasından kopuk ve insanı anlamaktan uzak. "Zincirlerini kır, affetmeden özgürleşemezsin" gibi sözler kulağa hoş gelse de gerçek yaşamda karşılıkları yoktur. Hayat, aptalca söylenmiş kişisel gelişim sözleriyle sürdürülemeyecek kadar acımasız. Oysa dediğim gibi, affetmek ve unutmak yoktur. Ancak artık acı çekmemek ve etkilenmemek vardır. İnsan canını çok yakını yıllar geçse de affetmiyor.
Zaman hiçbir şey iyileştirmez ama senin akıllanman, gerçekleri görmen, saçma döngülerden kendini kurtarman çok şeyi iyileştirir.