Haftalar boyunca, yalnız kaldıklarında pek az konuştular, hiçbir zaman da birbirlerinden söz etmediler ama bu sessizlikte güceniklik yoktu. Kelimelerle sınırlanamayacak kadar ince bir anlayışın sessizliğiydi bu. Akşamları birlikte aynı odadayken, hiçbir şey söylememelerine rağmen, birbirlerinin varlığından memnundular. Ellerin kenetlenmesi gibi bir gülümseme.
“Bir yığın insanın salak olması, iyiyi görememesi, o kadar da kötü değil. İnsan kızamaz ona. Ama görebildiği halde iyiyi istemeyen insanı anlayabilir misin?”
“Hayır.”
Öyle normal dışı ki! Bir gerilim. Senin yanındayken sanki hep bir seçenek var karşısında insanın. Ya seni ya dünyanın geri kalanını seçmek söz konusu. Ben bu tür bir seçim yapmak istemiyorum. Dışarıdaki biri olmak istemiyorum. Bütünün parçası olmak istiyorum. Dünyada basit ve hoş olan öyle çok şey var ki! Her şey savaş, mücadele ve kendini mahrum etme değil. Oysa… seninle öyle.
Hayalimde yarattığım o görkemi ölmeden önce, gerçek ve canlı olarak görmek istiyorum. Gerçek olsun istiyorum. Bir yerlerde bunu isteyen birilerinin var olduğunu bilmek istiyorum. Yoksa onu görmenin, üstünde çalışmanın, imkansız bir vizyon uğruna kendini harap etmenin ne yararı var? Bir ruhun da yakıta ihtiyacı vardır. Yoksa kuruyabilir.