Tüm dünya, ağzımıza layık büyük bir nesnedir; büyük bir şişe, büyük bir elma, büyük bir memedir. İnsan, ebediyen beklenti içinde ve ebediyen düş kırıklığı yaşayan bir emici olup çıkmıştır.
Tüm dinsel sistemler, hatta dinci olmayanlar ve gizemciler bile, insanı aşan kutsal alemin gerçekliğine inanırlar. Böylece insanın manevi gücü, kurtulma, yeniden doğma yolundaki çabaları anlam kazanır. Tanrıtanımaz sistemde ne insanın dışında ne de onu aşan kutsal alem vardır. Sevgi, akıl ve adalet alemi, salt insan kendi evrimiyle birlikte bu güçleri de içinde geliştirebildiği için bir gerçekliktir. Bu açıdan bakılırsa, yaşamın insanoğlunun ona verdiği anlamın dışında bir anlamı yoktur, insan başkalarına yardım etmediği sürece yapayalnızdır.