Cinsel isteği birleşme ve sevme gereksiniminin bir belirtisi olarak kabul etmek yerine, sevgiyi cinsel içgüdünün yansıması ya da yüceltilmesi olarak gören Freud’un yanılgısına değinmiştim. Freud’un yanılgısı daha da derinlere inmekte. Maddeci fizyolojik çizgisine uygun olarak o, cinsel içgüdüyü vücutta kimyasal olarak üretilmiş, acı veren ve giderilmesi için çare aranan gerginliğin sonucu olarak görüyor. Cinsel isteğin amacı, bu acı veren gerginliğin giderilmesidir. Cinsel doygunluk bu gerginliği gidermeyi başarmakta yatmaktadır. Bu görüş, vücut doyurulmadığı zaman duyulan açlık ve susuzluk gibi, cinsel isteğin de aynı biçimde işlediğini kabul edersek geçerlik kazanır. Bu anlayışa göre cinsel istek bir kaşıntı, cinsel doygunluk ise bu kaşıntının giderilmesidir. Aslında cinsellik kavramı böyle kabul edilirse, kendi kendini tatmin, cinsel doygunluk sağlayan en iyi yol olacaktır. Freud’da çelişkili olan şey, cinselliğin ruhsal-biyolojik yanına, erkek-dişi kutuplaşmasına ve de birlikte bu kutuplar arasında köprü kurma dileğine gözlerini yummuş olmasıdır. Bu ciddi hata onu cinselliğin yaratılıştan erkek olduğu önermesine götürecek, özgün dişi cinselliğini görememesine yol açacak, aşırı ataerkilliğini kolaylaştıracaktır. Freud bu düşüncesini, libidonun ister erkekte ister kadında olsun, düzenli olarak “erkek özellik” taşıdığını söylediği Cinsellik Üzerine(Drei Abhandlungen zur Sexualtheorie; 1905) adlı kitabında sergilemiştir. Aynı sav Freud’un daha akıl bir biçim vererek ileri sürdüğü, küçük çocukların, kadınların iğdiş edilmiş erkekler olarak gördüklerini söyleyen ve kadınların erkek organlarının bulunmamasını telafi etmek için bir arayış içinde olduklarını kabul eden kuramında da ele alınmaktadır. Ne var ki kadınlar iğdiş edilmiş erkekler değildir ve cinsellikleri özgün
Saygı ancak özgürlüğün temelleri üzerinde var olabilir. Şu eski Fransız şarkısının dediği gibi; I’amour est I’enfant de la libert, “sevgi özgürlüğün çocuğudur”. O, asla zorbalığın çocuğu olamaz.
Tanrı, Yunus’a sevginin özünün, bir şey için harcanan “emek” , “bir şeyi büyütmek” olduğunu, sevgiyle emeğin ayrılamayacağını anlatır. Kişi, uğrunda emek harcadığı şeyleri sever ve kişi sevdiği şeyler için emek harcar.
Çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek sevgisine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken(aktif) ilgidir. Bu erkek ilginin bulunmadığı yerde sevgi de yoktur.