Üretici bir kişilik için vermek, tümden farklı bir anlam taşımaktadır. Vermek, taşınılan gücün en üst düzeyde anlatımıdır: Verme edimi sırasında gücümü, zenginliğimi, kudretimi hissederim. Bu üst düzeyde yaşanılan canlılık ve taşınılan güç beni sevinçle doldurur. Kendi kabıma sığmadığımı, har vurup harman savurduğumu, yaşadığımı hissediyor, bu yüzden de sevinçten uçuyorum. Vermek almaktan çok daha coşku vericidir. Bu, beni yoksullaştırdığı için böyle değildir, verme eyleminde canlılığımın gücü yattığı için bu böyledir.
Bu ilkenin geçerliliğini, onu birçok özgün olaya uygulayarak sınamak pek güç bir iş değildir. En basit örneği cinsel yaşamda görülebilir. Erkeğin cinsel işlevinin en ulaşılmaz anında verme edimi yatmaktadır. Erkek kendini, cinsel organını kadına vermektedir. Eğer güçlüyse vermekten kendini alamaz. Veremiyorsa eğer güçsüz demektir. Kadın için de süreç pek farklı değildir. Hatta bir ölçüde daha da karmaşıktır. Kadın ayrıca kendisini de vermektedir, kadınlığın merkezine giden kapıları açmakta, alma edimi içinde vermektedir. Eğer bu verme edimini başaramıyor, sadece alıyorsa, o zaman soğuk bir kadın olduğu çıkar ortaya. Kadında verme eylemi, sevgili olmanın dışında bir kez de anne olarak belirir. Anne içinde büyüyen çocuğa kendini verir. Sağlığını verir. Vermekten alıkonulmak annede acı yaratır.
Maddeler dünyasında vermek, zengin olmak anlamına gelmektedir. Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir. Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi, ne kadar çok şeyi olursa olsun, ruhbilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir. Ancak kendinden bir şeyler verebilen kişi zengindir.