Geçmek bilmeyen zamana mahkum olurduk çoğu zaman. Saniyeler dakika gibi gelirdi. Her dakika sabrınızdan ufak bir parça alır, savururdu esen rüzgara. Sizden uzaklaşan da sadece sabrınız olmazdı. Bir süre sonra umudunuz çekip giderdi, yerini yürek yarasına bırakarak. Siz acının derinlerinde vurgun yerdiniz, her şey geçerdi de nefes almanızı sağlayacak olan zaman bir türlü geçmezdi.
Acıya odaklanarak dikkatimi dağıtmaya, yüreğimde oluşan öfkeyi sakinleştirmek için bu acıya odaklanmaya çalışıyordum. Kaybedecek zamanımın olmadığını kendime bir kez daha hatırlattım.
Düşüncelerimden beni çekip çıkaran ve saniye geçmeden yolun öteki tarafındaki uçurumdan yuvarlayan şey cümlesiydi. Beynim duyduklarımı inkar ediyordu. Kalbim ise hiç sakinleşmeyecekmiş gibi hızla atıyordu. Sanki göğsümü parçalayacak ve kendini dışarı atacaktı.
Gelmiş geçmiş en uzun sessizlikti belki de...hasret değil,kırgınlık barındırıyordu. Öfkesiyle baş edebilirdim ama kalp kırıklığıyla baş etmem imkansızdı.