O, Seyit'in geçmişiydi. Çocukluğu, gençliği, aşkları, sevgilileri, ailesi, kaybettikleri ve şu an onu tek tanıyandı. O, Seyit'in yitirdiği Rusya'sıydı. Daha sıkı sarıldı. Sevgilisinin yaşlarla ıslak yüzünü öperken dayanamadı. Erkek ağlamazdı, asker ağlamazdı ama Kurt Seyit ağlıyordu.
-Tanrı yardımcınız olsun hemşire.
-"Hala Tanrı'ya inananlar olması güzel" dedi hemşire.
Soru sorar gibi bakan Seyit'e izah etmesi gerektiğini hissetti:
- Yanlış anlamayın, benim inancım sonsuzdur. Ama yaralılar arasında Tanrı'ya isyan edenini o kadar çok gördüm ki..."
Seyit, hızla uzaklaşırken mırıldandı:
- " Belki ona çok yaklaştıkları içindir."
Kırım'da yüzyıllardan kalan bir inanışa göre bebekler uzaktan uzağa kurt seslerini duydukları için, korkudan ağlarlardı. Ancak Kurt ismiyle anıldıklarında, bu korkuyu yenebilirlerdi. Her ne hikmetse, o günden sonra Seyit'in hırçınlıkları bitti ama ismi Kurt Seyit kaldı.