Misafir, Hz. Yusuf'a, kardeşlerinin ettikleri cefaları, hasedleri hatırlattı. Yusuf (a.s.) da; "O hased bir zincirdi. Biz de arslandık bu yüzden bizim boynumuza takılmıştı.Arslana zincire vurulmaktan utanç gelmez. ‘’ dedi.
Misafir; "Kuyuda, zindanda hâlin nice idi?" diye sordu. Yusuf (a.s.); "Ayın eksilip hilâl hâline gelmesi gibi idim." cevabını ver- di.
* Görmez misin? Ay görünmez olur, sonra yeni ay hâline gelir de iki büklüm olur, ama sonunda yine gök yüzünde bedir hâline bal gelir, dolunay olur.
* İnci tanesini havanda döverler. Ama kadri yine yücelir, ya sürme olarak göze çekilir, yahut da macun hâline getirilir, kalp ferahlığı için yenilir.
* Buğdayı toprağın altına atarlar ama, o topraktan başaklar devşirirler. Sonra o buğdayı değirmende öğüttüler de değeri arttı. Cana can katan ekmek oldu. *Ekmek haline gelen o buğdayı daha sonra, ağızda dişler arasında çiğnerler, ezerler. O zaman da bir akıllıya akıl olur, kişinin anlayışı olur, canı olur.
"Gözleri yüzlerinin nûru ile nûrlansın." diye padisahların ârif sofileri karşı oturtmaları. O halde bunu işitmişsindir, hatırlar olmalısın; pâdişahların bir adeti vardı. Yiğitler, pehlivanlar pâdişahların sollarında dururlardı. Çünkü yiğitlik ve cesaret duygusunun yeri olan yürekler, bede- nin sol yanındadır. Defterdarlarla kâtiplerin yeri ise, sağ tarafta idi. Çünkü yazı yazmak ve defter tutmak sağ elin işidir. • Sofilere pâdişahın karşısında yer verirlerdi. Zira, sofiler, canın aynasıdır. Ve mânen aynadan daha parlaktırlar.