İnsan, böylelikle, umut dolu, kendi yoluna gider durur; günler uzun ve sakindir, güneş yukarıda gökyüzünde parlamakta ve akşam bastığında üzülerek yok olmaya yüz tutmaktadır.
Daha çok yol var mıdır? Yok, şu ilerideki nehri geçmek, şu yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir.
Böylece yürek yiğitçe ve tatlı arzularla çarpışmaya başlar ve insan kendisini az ötede bekleyen harikulade şeylerin umudunu tadar; gerçi o şeyler henüz uzaktadır ama..
Böylece, çevresinde onu burada tutabilmek için karanlık bir komplonun hazırlandığı fikrine kapılıyordu... Ama gizli bir güç kente dönmesine karşı çıkıyor hatta belki de bu güç, hiç farkına varmaksızın, kendi ruhundan fışkırıyordu.