Victor Hugo’nun bu kısa ama yoğun eseri, sadece bir hukuk eleştirisi değil, insan ruhunun çaresizliğine yakılmış bir ağıttır. Kitabın sonunda, infaz saati gelip çattığında mahkûmun attığı son çığlık, adalet sistemlerinin üzerine düşen kara bir gölge gibidir.
Bugün ölüm cezasının büyük oranda kaldırıldığı dünyamızda bile kitap, "Devletin birey üzerindeki gücünün sınırı ne olmalıdır?" sorusuyla güncelliğini korumaktadır. Bir İdam Mahkûmunun Son Günü, her okunduğunda insan olmanın ağırlığını ve yaşamın kutsallığını yeniden hatırlatan vicdani bir manifestodur.
Umberto Eco’nun Düşman Yaratmak eseri, antropolojik ve tarihsel belgelerle bezeli akademik bir metin olmanın ötesinde, içinde yaşadığımız 21. yüzyıl dijital çağını anlamak için bir kılavuzdur. Sosyal medyadaki "iptal kültürü" (cancel culture), yankı odaları, yükselen mikro-milliyetçilik ve göçmen karşıtlığı, Eco’nun haklılığını her gün yeniden kanıtlamaktadır.
Eco, insanlığın bu karanlık dürtüsünü yüzümüze vururken aslında örtük bir çağrıda bulunur: Gerçek entelektüel ve insani olgunluk, bir düşmana ihtiyaç duymadan, kendi değerlerimizle ve barış içinde var olabilmeyi başarmaktır. Aksi takdirde, yarattığımız düşmanların canavarlığı, en sonunda bizi de birer canavara dönüştürecektir.