Bağımsızlık kazanildiktan sonra ise Kemalist yönetim, toprak bütünlügünü koruma endisesiyle, Kürtleri ve Türk olmayan diger gruplari asimile etmeye yönelik bir politika güttü. 1925 ve 1928-31'deki büyük Kürt ayaklanmalarindan sonra, bu siyaset hem hizlanıldi, hem de daha çok siddet içermeye basladi. Ayaklanmalar çok kanlı bir sekilde bastirilmis ve büyük insan kayiplarina yol açmisti. Birçok aga ve seyh idam edildi, kaçmak zorunda kaldi ya da sürgüne gönderildi. Asiret mensuplari da, kitleler halinde ülkenin baska bölgelerine goç ettirildi. Jandarma karakollarıyla okullar, hükümeti asiretlere biraz daha yaklastirdi ve onlara artik Kürt olmadıklarını, Türk vatandasi olduklarini ögretmeye basladi. Kürt kimligini çağristıran her sey dil, giyim-kusam, isimler ve hatta asiretlerin kendileri ortadan kaldırılmaya çalisildi. Hükümet, her türlü biçimiyle dolayli yonetimi bir kenara birakti ve asiret reislerinin aracilik konumunu, tamamen olamasa bile, büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Seyhler yogun baski altina ahndi ve pratikte oynamakta olduklar siyasal rolü yitirdiler. Bu durum, birçok bölgede kan davalarinin ve diger çatismalarin bir hayli artmasina yol açti.