Acı, insana dışarıdan gelmez yalnızca.
İçeride karşılık bulduğunda büyür.
Her acı, bir haber gibidir.
Lâkin insan, haberi değil, yükü görür.
Sabır, beklemek değildir.
Taşımaktır.
Ve her insan taşıyamaz.
Bu yüzden herkes sabretmiş sayılmaz.
Bazı sabırlar, tahammüldür.
Bazıları ise inkâr.
İnsan acıya karşı ikiye ayrılır:
ya onunla yüzleşir
ya da onu erteler.
Erteleme, acıyı yok etmez.
Sadece onu biriktirir.
Ve biriken şey, bir gün insandan büyük olur.
Acı, insana düşman değildir.
Fakat insan çoğu zaman onu düşman sanır.
Hâlbuki acı, insanın kendine çarpmasıdır.
Sabır, bu çarpışmada ayakta kalma hâlidir.
Lâkin ayakta kalmak, her zaman güç değildir.
Bazen sadece mecburiyettir.
İnsan, anlamadığı acıyı reddeder.
Reddettiği her şey ise onda kalır.
Acı, anlatılmaz.
Taşınır.
Ve taşındıkça şekil değiştirir.
Sabır, acıyı bitirmez.
İnsanı değiştirir.
Bu yüzden sabır, sonuç değil;