Zaman, insana verilmiş bir mühlet (süre) değildir yalnızca.
Aynı zamanda bir imtihandır.
İnsan zanneder ki zaman geçer.
Hâlbuki geçen, insanın kendisidir.
Her an (lahza), geri dönmemek üzere gider.
Lâkin insan, onu bitmez zanneder.
Te’hîr (ertelemek), nefsin en gizli hilesidir.
İnsan, yarına bırakırken kendini aldatır.
Zira yarın, hiçbir vakit bugünden başka bir şey değildir.
Ve bugünü zayi (boşa harcanmış) eden,
yarını da zayi eder.
Zaman, insana eşit verilmiştir.
Lâkin herkes onu eşit yaşamaz.
Kimisi bir anı idrak ile doldurur,
kimisi ömrü gaflet (farkında olmama hâli) ile tüketir.
İnsan, zamanı harcadığını sanır.
Hâlbuki zaman, insanı eksiltir.
Her geçen gün, bir şey alır götürür.
Ve alınan, geri verilmez.
Zamanın en ağır tarafı şudur:
Sessiz ilerler.
İnsan fark etmez.
Ta ki geriye bakana dek.
Ve geriye bakış, çoğu zaman nedamet (pişmanlık) doğurur.
Nedamet, geçmişe ait değildir yalnızca.
Kaçırılmış olanın idrakidir.
İnsan o vakit anlar ki:
“Vakit vardı, ben yoktum.”
Zira var olmak, sadece yaşamak değildir.
Fark etmektir.